Eşit ve özgür bir hayatı biz kadınlar kuracağız, 8 Mart’ta sokaklarda ve alanlarda olacağız!

1 Mart 2021 tarihinde TTB Genel Merkezi’nde saat 11.30’da gerçekleştirilen bir basın toplantısıyla DİSK Kadın Komisyonu, KESK Kadın Meclisi, TMMOB Kadın Çalışma Grubu ile TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu ortak 8 Mart çağrısı gerçekleştirdi.

DİSK Kadın Komisyonu, KESK Kadın Meclisi, TMMOB Kadın Çalışma Grubu ile TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu tarafından gerçekleştirilen basın toplantısı metniKadınlar hem toplumsal yaşamda hem de çalışma hayatında erkek egemen düzene karşı mücadele etmeye devam ediyor. Kadınların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve eşit değerde işe eşit ücret talebi ile İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı yasanın etkin uygulanması için mücadeleyi ısrarla ve inatla sürdürüyor!Covid-19 salgınının birinci yılında çalışma ve toplumsal hayatta derinleşen eşitsizliklere karşı sosyal politikalar geliştirmek yerine kadınların yaşadıklarını görmezden gelen iktidar, kadınlara güvencesiz ve sendikasız çalışma biçimlerini dayatmaya devam ediyor. Ancak kadınlar yaşamın her alanında her türlü eşitsizlikle mücadele etmeye devam edecekler!Hangi meslekten hangi toplumsal kesimden olursa olsun kadına yönelik şiddet yaşamın tüm alanlarında ve yaygın olarak sürmekte, kadın cinayetlerinde cezasızlık kural haline gelmektedir. Kadınlar en yakınlarındaki erkekler tarafından fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddete uğruyor, “intihar” denilen son derece şüpheli ölümlerle kadınların yaşamları çalınıyor. Buna karşın yaşamlarını korumak için öz savunmasını kullanan kadınlar serbest bırakılmak yerine, ağırlaştırılmış cezalarla cezaevlerinde yaşamaya mahkûm ediliyor. Biz kadınlar biliyoruz ki eşitlik ve özgürlük talebimiz devletin erkek egemen hukukuna sığmayacak; evde, işyerinde, sokakta cinsiyetçiliği ve tacizleri ifşa etmeye devam edeceğiz!

Tüm dünyada, özellikle de yaşadığımız Ortadoğu coğrafyasında ve ülkemizde kazanılmış haklarımıza dönük  yoğun saldırılara ve  dinselleştirme politikaları ile   bizi  toplumsallıktan kopararak yaşamımız üzerinde  kurulmak istenen denetime karşı ” hayatımızdan ve haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz” diyerek   direniyoruz.

8 Mart, dünyanın neresinde olursa olsun sömürüye, ayrımcılığa, baskıya karşı yürütülen, kadın haklarının kazanılmasında verilen direnişin simgeleştiği bir mücadele günüdür. Eşitsizliğin, sınırsız tüketimin, sömürünün, yoksulluğun sistemleştiği; kapitalizmin, kadın ile kurduğu “ucuz emek-kutsanmış annelik” ilişkisinin neoliberal politikalarla tüm dünyada yeni kölelik koşullarının dayatıldığı bu dönemde, kadının varoluş mücadelesi çok daha anlamlı bir hale gelmiştir. Hep birlikte sesimizi yükseltmek, demokratik, özgür ve eşit bir dünya kurabilmek, aşağıdaki taleplerimizi haykırmak için mücadelemizi yükseltelim!

Kadın istihdamının önündeki engellerden olan bakım hizmetleri kadının üstünden alacak özel politikalar uygulanmalıdır.

Salgın döneminde, artan kadın işsizliğini azaltacak istihdam politikaları hızla hayata geçirilmelidir.

Kadın istihdamında tek seçenekmiş gibi sunulan esnek-güvencesiz ve kayıt dışı çalıştırmaya son verilmeli, güvenceli iş, güvenli yaşam koşulları sağlanmalıdır.

Kadınlar regl döneminde en az iki gün ücretli izinli sayılmalıdır.

Yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyetin hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

Kadını eğitimden, istihdamdan, yaşamdan koparan, çocuk yaşta evliliklerin hızla artmasına yol açan 4+4+4 eğitim sistemi hemen iptal edilmelidir.

8 Mart kadınlar için ücretli izin günü sayılmalıdır.

İstanbul Sözleşmesi tartışmasına son verilmeli, Sözleşme ve 6284 sayılı yasa etkin bir şekilde uygulanmalıdır.

Covid-19 aşısı en kısa sürede yaygın ve ücretsiz uygulanmalıdır.

Kadınların eşit ve özgür olduğu, sömürünün baskının ortadan kaldırıldığı bir gelecek için,

Hayatlarımıza sahip çıkmak için,

Savaş ve işgal politikalarına geçit vermemek için,

Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz bizimdir demek için,

Doğamıza ve yaşam alanlarımıza sahip çıkmak için,

Emeğimizi ve hayatı örgütlemek için,

Demokrasiyi, barışı, laikliği kazanmak için,

Tüm kadınları, gökkuşağı gibi tüm renklerimizle bir arada olmaya, haklarımıza ve yaşamlarımıza sahip çıkmaya 8 Mart alanlarına çağırıyoruz.

Evde, işte, okulda, tarlada, fabrikada, atölyelerde, emeği ve hakları için mücadele eden tüm kadınların 8 Mart mücadele gününü kutluyoruz.

SÖYLECEK SÖZÜMÜZ, DEĞİŞTİRECEK GÜCÜMÜZ VAR!

YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI! 

DİSK Kadın Komisyonu – KESK Kadın Meclisi – TMMOB Kadın Çalışma Grubu -TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu

İkinci haber

“Türkiye’de özelleştirme politikaları ve sendikalar” başlıklı toplantıların ilki Zoom üzerinden yapıldı

İN DİSK’TEN, ULUSLARARASI İLİŞKİLER / ON 1 MART 2021 AT 09:56 /

DİSK, KESK ve FNV tarafından ortak olarak düzenlenen, Türkiye’de Özelleştirme politikaları ve Sendikalar başlıklı toplantıların ilki Zoom üzerinden yapıldı. Bu toplantı yapılacak olan toplamda dört toplantının ilk ayağını oluşturdu ve pandemi koşullarından ötürü Zoom üzerinden yapıldı. Projenin, Hollanda ve Türkiye’deki özelleştirme politikalarının benzerlikleri üzerinden ortaya çıkan özelleştirmeye karşı mücadelede sendikaların ortak akıl ve ortak mücadele hattı örmek amacıyla ortaya çıkmış olduğu belirtilen toplantıda, özelleştirme sonucu ortaya çıkan sorunların işkolları özelinde de ortaya çıkan özgün sorunlarından bahsedildi ve bu alanda bir tartışma yürütüldü. Toplantının başında DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve KESK Eşgenel Başkanı Aysun Gezen birer konuşma yaptılar. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu toplantıya katılanları selamlayarak, özelleştirmenin kamusal alanda yarattığı tahribattan bahsetti. Sonrasında KESK Eşgenel Başkanı Aysun Gezen de katılımcıları selamlayarak, özellikle Covid-19 pandemisi ile birlikte özelleştirmelerin yarattığı sorunların daha da görünür hale geldiğini belirtti. Bunun ardından pandemi koşullarında kadınların 8 mart arifesinde daha da çok toplumsal cinsiyet ayrımcılığına maruz kaldığını ifade etti. Ardından çerçeve sunum yapmak üzere Prof. Dr. Aziz Konukman söz aldı.

Prof. Dr. Aziz Konukman söze özelleştirmelerin tarihsel seyrini aktararak başladı. 1980’li yıllarda küreselleşme ile girilen yeni süreç beraberinde üretim sürecinin değişimini getirmiş ve esnek üretim sürecine geçilmeye başlanmış olduğunun aktarıldığı sunumda merkez ve çevre ülkeler arasındaki ayrımların da öne çıkarılarak, IMF ve Dünya Bankası birlikteliğinde çevre ülkelere borç verme karşılığında uygulanması dayatılan neoliberal politikalardan bahsedildi. Bu politikalar kamudaki bütçelerde kemer sıkma uygulamalarına gidilmesi ve özelleştirmelerin yapılması üzerineydi. Sunumda özelleştirme politikalarının sonucunda neoklasik düşünürlerin beklentilerinin aksine verimin düştüğü ve bunun istatistiksel olarak kanıtlandığı aktarıldı. Bu verimsizlik sonucunun ardından neoliberal politikaların kendi içinde uğradığı değişimler aktarıldı. Aynı zamanda sunumda özelleştirme ve anti-demokratik uygulamaların arasındaki ayrılmaz bağa değinildi.

Prof. Dr. Aziz Konukman’ın sunumunun ardından soru-cevap kısmına geçilip, sonrasında etkinliğe ara verildi. Aranın ardından belediye ve sağlık alanlarından sendikalar söz hakkı aldı. İlk sözü SES Eşbaşkanı Hüsnü Yıldırım aldı. Hüsnü Yıldırım, kamusallığın en küçük kırıntısının bile pandemi koşullarında olumlu bir etki olarak öne çıkabildiğini aktardı. Ardından özelleştirme sürecinin bir etkisi olarak sağlıkta dönüşüm sürecinden bahsetti. Bu sürecin kamu karşısında hem hizmet bakımından olumsuz sonuçları hem de sağlık emekçileri açısından yarattığı güvencesiz ortam hakkında bilgiler verildi. Ardından Dev Sağlık-İş Genel Sekreteri Erdoğan Demir sözü alarak, sağlık alanındaki özelleştirme politikalarının sonucunda taşeron çalışmanın artışı ve bunun sağlık emekçileri üzerindeki etkilerinden bahsetti. Sağlık bir hizmet olarak daha pahalı hale gelirken, sağlık çalışanları açısından da daha güvencesiz bir çalışmanın ortaya çıktığı belirtildi. Erdoğan Demir konuşmasında SES, Dev Sağlık-İş ve TTB’nin bu zamana kadar ortak bir mücadele hattı kurduğu ve bundan sonra da bu ortak mücadelenin devam edeceği dile getirildi. Tüm Bel Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt sözü alarak, belediyelerde hizmet alımı adı ile başlatılan sürecin özelleştirmelerin belediyelerdeki uygulanışının başlangıcı olduğunu dile getirdi. Altyapı hizmetlerinin şirketlere tahsis edilmesi ile birlikte hem pahalı hem de kalitesiz bir hizmet sürecinin ortaya çıktığını belirterek, özelleştirmelerin verimsiz bir ortama sebebiyet verdiğini aktardı. Sonrasında söz alan Genel-İş’ten Çağdaş Küpeli ise Türkiye’de kamu harcama ve hizmetlerinin yetersizliğine değinerek, belediyelerdeki taşeron işçilerin belediye şirketi işçisi olması ile kadro sorununun çözülmediğini dile getirdi.