Makale

Küsmek – Attila Turnaoğlu

İnsan birisine kızabilir; bu çok değer verdiği biri de olabilir, az tanıdığı ve bir şekilde bir iletişim içinde olan birisi de. Bu ikincisine küsülebilir mi? Hiç sanmam, bu kızgınlık sana verilen bir zarar sonucu olmuşsa, bir anlaşmazlık ise çözmeye çalışırsın, bir sonuca erer.

Ya değer verdiğin birisine kızmışsan ve bunun sonucu iletişiminiz kopmuşsa? Veya bağları kapamışsan… Muhtemelen geçici ve çözüme ulaşana kadar veya bir şekilde gönüller alına kadar bu durum böyle sürer ise. Buna küsmek diyorlar.

Küstüğün o kişiye bunu söyler misin; ya da davranışların ve beden dilin ile mi ifade edersin, çok fark etmez. Tarz meselesidir. Belki O da sana küsmüştür veya seni gönlünden atmıştır küsemeden. Küsmek varken birisiyle karşılıklı gönüllerden birbirinizi silmek epeyce başka bir durumu ifade ediyor, demek ki küsmeye değmeyecek birisi karşındaki.

Küstüğün zaman karşındakine bunu açıkça söylersin, bilir. En açık ve saf ifade ile dilinden dökülür. Gerçektir yalanı barındırmaz. Hatta bir vazgeçilmezlik vardır, hani küçük bir adımdır belki beklediğin. Karşılıklı naz yapmalar da bir strateji sayılmalıdır, kim ne kadar dayanır dercesine. Bir umut mudur, yani ben gitmedim sen de gitmedin birbirimiz için değerliyiz, mi demektir? Muhtemelen öyledir. Yani bir sevgi bağı vardır ve bakidir, koparamazsın. Hatta bir ortak dost ile haber gönderilir inceden ince. Belki de biraz gurur konusu da aklında beklemektedir.

An gelir bir iletişim içinde tekrar göz göze bakabilirsin, gülmeyen gözler gülüverir. Tabii bazı yapılar hala ciddiyetini korur; “bir daha olmasın” der gibi biraz üstte kalmayı yeğleyebilir. Ama özünde yukarıda değindiğim gibi çözüm bekler taraflar.

Küsmek o iki kişi arasındaki bağı kuvvetlendirir mi? Belki konuya bağlıdır. Belki de hiç alakası yoktur. Küsmenin insani bir durum olduğunu kabul ediyorsak, bu durumdan çıkış metotları farklı farklı olabilir. Yani, belki en önemlisi küstüysen, bunu o kişiye açıkça belirtmen gerek bir yolla. Hani derler ya: Dağ dağa küsmüş dağın haberi olmamış. Birisine küsecek kadar derin duygular hissederken, başka biri bunu önemsemeyecek kadar sana uzak olabilir. Bu nedenle birisini umursayıp hayatımıza alırken onun da bizi önemseme yönünde yapıcı olduğunu gözlemlemek gerek.

Belki de bazen küsmek iyidir. Yeniden hayat bulur insanlar.

Peki ya; toplum kesimleri birbirlerine küserler mi? Bir bölgedekiler diğer bölgedekilere mesela veya bir köy diğerine küser mi? İnsanlar arasında küsmek olabilir de, minik, küçük, orta, büyük ölçekli toplumlarda birbirlerine küsmek olabilir mi?

Kızgınlık, kırgınlık, kıskançlık, nefret, öfke ve düşmanlık tarih boyu toplumun kesimleri arasında var olmuştur. Kimi zaman bu epeyce içsel meseledir (iki kesim arasındaki özel konular, anlaşmazlıklar) kimi zaman çevre, sosyal baskılar, siyasetin getirdikleri, siyasetin dayattıkları, bir sınıfın veya bir kesimin diğerleri üzerindeki tahakkümü küsmenin çok ötesine geçer ve onarım ve uzlaşma zeminleri kalkar; amaç bu uzlaşmaz tavrı yaşatmaktır. Toplumda küskünlüklerin yok edilmesi süreci malumunuz epeyce uzun bir zaman alır. Bunu çözmenin yolu toplumun düşünce ve fikir önderlerinin (kanaat önderleri diyorlar; ancak onlar kıt kanaat…) işe el atmaları ile olabilir mi? Yoksa kimseye ihtiyaç olmadan yürekli, gönlü zengin, aklı dingin, uzlaşmayı erdem sayan, suçlamayı değil incitmeden kabullenme yollarını arayan, anlatmayı ve dinlemeyi sabırla karşılamayı etrafındakilere aşılayan sade ve dürüst insanların, “ buyurun masaya “ diyerek ve çözüme ulaşmadan masadan kalkılmayacağını şart koşarak el uzatma asıl yol mu?

Denenmeyen her yol barış için denenmelidir. Bu doğada ve bu coğrafyada yaşayan insanların kimlik gözetmeden, inançları sorgulanmadan, dilleri kınanmadan, cinsiyet ayırımı yapmadan konuşmak, uzlaşmak ve el sıkışmak ne küskünlük bırakır ne de düşmanlık, her çeşidinden.

Devletlerin yerine getiremediği demokrasiyi, toplumların en kesitleri kendi tarihleri, kültürleri, sosyal yapıları derinlerine inerek keşfetmeleri, yukarıda belirtildiği gibi kendi liderlerini yaratarak ancak hiçbir zaman bir otoriterliğe izin vermeden barış yollarına ulaşmaları neden zor olsun ki?

Küskünlük bunalımın en düşük olayı ise çözümü en kolaydır. Bunalım büyüdükçe siyaset, adalet, refah ve hükümranlık barışı baltalayacaktır.

Reva mı?

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

1 Yorum

  1. Aklınıza, kalemimize sağlık sevgili Attila, iletişimin önemli konularından biri üzerinde düşünmemizi sağladınız.
    Konu oldukça derin, sosyolojik ve psikolojik temelleriyle düşünülmeli.
    Bireyler arası küslükler (cilve değilse) açıkça masaya yatırılmadığı, geliştirildiği takdirde ilişkilerde olumsuz tortular oluşturur. Bu tortular birikir ve olmadık zamanda kütle halinde ilişkiyi tıkar. Kısaca ilişkilerde konuşulmayan/çözümlenmeyen her küslüğün (kızgınlık, öfke, üzüntü, hayal kırıklığı vb sonucu oluşan) izi kalır.
    Toplumlarda ise taraflar arasında küsme (sosyolojik anlamda çok romantik tınlıyor) değil, karşıt olma, ötekileştirme, reddetme, düşmanlık, çatışma durumu ortaya çıkıyor.
    Örnek: Dinci kesim ile seküler kesim birbirine küs değil, birbirine karşıt hatta yer yer de düşmandır.
    Konuyu açmanız harika, bin teşekkür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir