Geçen hafta İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde “Türkiye İnovasyon Haftası İnovaLİG Şampiyonları Ödül Töreni” düzenlendi ve İnovaLİG KOBİ ölçeğinde beş farklı kategorinin ilk üç sırasında yer alan 15 firma ile büyük ölçek kategorisinin ikincisi ve üçüncüsü 10 firma olmak üzere toplam 25 firmaya ödülleri verildi.

İnovaLİG ödülleri

Ödül töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan,  inovasyon geliştirme programına başvuran firmaların sayısının her yıl düzenli olarak artmasının inovasyon kültürünün iş dünyasında kök salmaya başladığını gösterdiğini ifade etti ve   “2014 yılında 460 başvuruyla başladığımız İnovaLİG’de bu sene 64 farklı şehirden 2 bin 3 firma sayısına ulaştık. Bugüne kadar 89 farklı firmamıza ödül verdik. Geçen yıl ödül alan firmalarımızın toplam ihracatı 19 milyar dolara yaklaştı. Bu rakamın daha da artacağına inanıyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hükûmet olarak ilk günden itibaren inovasyon meselesine çok büyük önem verdik. Zira inovasyon olmadan, özgün, kendi alanında çığır açan ürünler geliştirmeden ne yaparsak yapalım, hangi desteği verirsek verelim hedeflerimize tam manasıyla ulaşamayacağımızı biliyoruz.” dedi. Bu anlayışla teknoparkları yaygınlaştırdıklarını, üniversite-sanayi iş birliğini desteklediklerini söyledi ve araştırma-geliştirme çalışmalarını, bilimsel faaliyetleri, genç girişimcileri teşvik ederek Türkiye’de güçlü bir yenilikçilik ekosistemi kurduklarının altını çizdi. “Bilimde, kültürde, sanatta, ticarette, eğitimde, hâsılı hayatın her alanında ilerlemek ancak beşeri zenginlik ve çeşitlilikle mümkündür” ifadesini kullandı. (1)

Siyasal iktidarın bilime, kültüre ve sanata nasıl yaklaştığını, hem bu tür faaliyetlerin yasaklanmasından ya da caydırılmalarından hem de bu tür faaliyetlere devlet bütçesinden ayrılan kaynağın, örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan devasa kaynağın yanında devede kulak bile olmadığından biliyoruz.

Acaba durum iş âleminde, sanayide, ticaret ve teknolojideki inovasyon ya da yenilikçilik çalışmalarında farklı mı? Gerçekten bu alanda önemli gelişmeler kaydedildi mi?

İnovasyon nedir?

İnovasyonu tanımlamakla işe başlayalım. İnovasyon (yenilik), geniş anlamda, firmaların kârlılıklarını artırabilmek için yeni fikirler altında, yeni teknikler ya da yöntemler uygulayarak, bir alanın, bir ürünün veya bir hizmetin yenilendiği ve güncel hale getirildiği bir süreçtir. Böylece “yeni değer yaratma” inovasyonun tanımlayıcı bir özelliğidir. Dar anlamda ise inovasyon, çığır açan ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi ve pazarlanmasına yönelik sistematik uygulamalar olarak tanımlanıyor.

Ancak inovasyonun yeni ürünlerin yaratılmasının çok ötesinde bir şey olduğu da ileri sürülüyor. Bu anlamda, iş-ticaret açısından inovasyon, müşteriler için yeni ürünler, hizmetler, süreçler ve iş modelleri tasarlama, geliştirme, sunma ve ölçeklendirme becerisidir. Daha da önemlisi bu becerileri artıran başarılı bir inovasyonın önemli ölçüde net yeni ekonomik büyüme sağladığına inanılır. Yani inovasyon kurumsal ortam ve yüksek teknoloji ihracatından, araştırma yeteneği ve girişimcilik kültürüne kadar pek çok görünmeyen faktörden etkilenen bir gelişmedir. (2)

Kısaca, kâr odaklı büyümeye dayalı bir sistem olan kapitalizmde ekonomik büyümeyi, dolayısıyla da kâr ve kârlılığı artırmanın yollarından biri inovasyondur. Bu yüzden de inovatif (yenilikçi) faaliyetler ve bu faaliyetlere yönelmiş olan şirketlere devletlerce her türden destek sağlanır.

Ülke “öncü teknolojiler”e hazır mı?

Diğer yandan inovatif bir ekonomiyi yaratmak için bu tür faaliyetlere yönelen firmaların desteklenmesi yeterli olmaz. Firmaların da gerekli kapasiteye sahip olmaları gerekir. Bu sadece bilimsel veya teknik becerileri değil, aynı zamanda gerekli politikaları, düzenlemeleri ve altyapıyı da içerir.

Kısaca bir ulusal ekonomideki firmaların ve bir bütün olarak ülkenin inovasyon için hazır olması gerekir. Bunun için de ülkenin öncü teknolojileri kullanma, benimseme ve uyarlamaya yönelik ulusal hazırlık durumuna bakılması lazımdır.

Nitekim UNCTAD, inovatif amaçlarla, “Öncü Teknolojileri Kullanma Hazırlık Endeksi” adı altında her yıl bir endeks yayımlıyor. Bilgi ve İletişim Teknolojileri,  Beceriler, Ar-Ge, Endüstriyel Kapasite ve Finans Göstergelerini bir araya getiren bu yıl ki hazırlık endeksi önemli sonuçlar sunuyor. (3)

Endeksin yer aldığı raporda, “Öncü Teknolojiler” şöyle sıralanıyor: (i) Endüstri 4.0 Öncü Teknolojileri (Yapay Zeka, Nesnelerin İnterneti, Büyük Veri, Blok Zinciri, 5G, 3D Baskı, Robotik, Drone Teknolojisi), (ii) Yeşil Öncü Teknolojiler (Solar PV, Yoğunlaştırılmış Güneş Enerjisi, Biyoyakıtlar, Biyogaz ve Biyokütle, Rüzgar Enerjisi, Yeşil Hidrojen, Elektrikli araçlar), (iii) Diğer Öncü Teknolojiler (Nanoteknoloji, Gen Düzenleme).

Bu öncü teknolojiler, inovasyonları mümkün kılıyor ve son 20 yılda muazzam bir büyüme kaydederek ekonomik ve sosyal yapıları etkilemeye devam ediyor, kapitalist piyasaların büyümesi içinde ciddi olanaklar sağlıyor.

Türkiye 166 ülke arasında 53’ncü sırada

Endekste sıralanan 166 ülke arasında en inovatif ülkeler arasında, tahmin edilebileceği gibi, ABD, İsveç, Singapur, İsviçre ve Hollanda olmak üzere yüksek gelirli ülkeler başı çekiyor. Her hangi bir öncü teknoloji sağlayan firmaya sahip bulunmayan Türkiye ise 166 ülke arasında 100 üzerinden 62 puan ile geçen yıl 53’ncü sırada yer aldı.

Küresel İnovasyon Endeksi (GII)

İnovasyon bağlamında Türkiye’nin durumunu görebilmek için bakılabilecek bir diğer temel gösterge Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü tarafından hazırlanan 2023 Küresel İnovasyon Endeksi. Bu yılki endekste 2023 yılında dünyanın en yenilikçi ülkeleri ve küresel inovasyon güç merkezleri sıralıyor.

Bu endekste inovasyon ölçülürken, aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi, bir ülkenin inovatif (yenilikçi) gücünü değerlendirmek için 7 araç/ sütun ve 80 gösterge kullanılıyor (4):

İnovasyon SütunuBazı Örnek Göstergeler
Bilgi ve Teknolojik ÇıktılarPatent başvuruları, Yüksek teknoloji üretimi
İnsan Sermayesi ve AraştırmaMilyon nüfus başına düşen araştırmacı sayısı, Küresel kurumsal Ar-Ge yatırımcıları
Ticari SofistikasyonBilgi yoğun istihdam, Üniversite-sanayi Ar-Ge işbirliği
Pazar GelişmişliğiGirişimler için finansman, Risk sermayesi
Yaratıcı ÇıktılarMarka başvuruları, Küresel marka değeri
AltyapıÇevresel performans, Bilgi ve iletişim teknolojilerine erişim
KurumlarDüzenleyici kalite, İş yapma politikaları

Bu yılki endekste yer alan 132 ülke arasında en inovatif 10 ülke şöyle sıralanıyor: İsviçre (1), İsveç (2), ABD (3), Birleşik Krallık (4), Singapur (5), Finlandiya (6), Hollanda (7), Almanya (8), Danimarka (9), Güney Kore (10).

Türkiye ise 100 üzerinden 38,6 puan ile 39’ncu sırada yer alıyor. İlk sırada yer alan İsveç’in puanı ise 100 üzerinden 67,6. İlk 10’da İsveç, Danimarka ve Finlandiya gibi kamu ekonomisinin daha ağırlıkta olduğu sosyal demokratik ülkelerin olması inovasyonun piyasa serbestliği ile sınırlı olmadığını gösteriyor. Kaldı ki ABD’de öncü teknolojilerin ağırlıklı olarak devlet tarafından fonlandığı biliniyor.

“En İyi 25 Bilim ve Teknoloji Kümesi”

Türkiye ayrıca “En İyi 25 Bilim ve Teknoloji Kümesi” içinde de yer almıyor. Yani Türkiye’deki her hangi bir üniversite ya da diğer araştırma kurumu böyle bir küme içinde bulunmuyor.

Oysa dünyanın en yenilikçi ülkelerinin birçoğu, inovasyonu ve teknolojik ilerlemeyi destekleyen bir dizi faktör nedeniyle teknoloji firmalarını, araştırmacıları ve bilgi yoğun çalışanları çeken güçlü kümelere sahip. Çünkü bu teknoloji kümelerinin, ekonominin birden fazla sektörüne ve daha geniş küresel manzaraya yayılan yenilikler yaratma konusunda güçlü etkileri mevcut.

Bir başka anlatımla, özellikle batıda üniversiteler ve araştırma enstitülerinin genelde kentlerin kalbinde yer almasının haklı bir nedeni var. Çünkü bu kurumlar zengin bir araştırmacı yetenek havuzuna erişim, diğer bilimsel kurumlara ve sanayiye yakınlık sunarlar. Bunlar bir kent ekonomisini yönlendirmek için ayrılmaz bileşenlerdir.

Türkiye’nin inovasyon göstergeleri zayıf

Aşağıdaki tabloda ise Türkiye’ye ilişkin inovasyon göstergelerine yer veriliyor. Buna göre (5).

Türkiye 132 ülke arasında; sırasıyla Kurumlar (Düzenleyici kalite, İş yapma politikaları) açısından 105’nci; İnsan Sermayesi ve Araştırma’da (Milyon nüfus başına düşen araştırmacı sayısı, Küresel kurumsal Ar-Ge yatırımcıları) 41’nci; Altyapı’da (Çevresel performans, Bilgi ve iletişim teknolojilerine erişim) 50’nci; Pazar Gelişmişliği’nde (Girişimler için finansman, Risk sermayesi) 36’ncı; Ticari Sofistikasyon’da (Bilgi yoğun istihdam, Üniversite-sanayi Ar-Ge işbirliği) 46’ncı; Bilgi ve Teknolojik Çıktılar’da (Patent başvuruları, Yüksek teknoloji üretimi) 44’ncü ve Yaratıcı Çıktılar’da (Marka başvuruları, Küresel marka değeri) 27’nci sırada yer alıyor.

Düzenleyici ortamda (110’uncu), Kurumsal ortamda (85’inci), Hukukun üstünlüğünde (88’inci), Eğitim harcamalarının GSYH içindeki payında (96’ıncı), Bilim ve mühendislik mezunlarının payında (100’üncü) sıralarda yer alması, Türkiye’nin geriliğinin asıl olarak kurumsal ve beşeri sermaye ve araştırma yetersizliğinden kaynaklandığını gösteriyor.

Bu durumun da ülkedeki son yıllarda inşa edilmekte olan siyasal İslamcı otoriter rejimin eğitim ve kurumlara yönelik politikalarının dolaylı bir sonucu olduğu söylenebilir.

“Bilim Kentleri” arasında yokuz

Son olarak, büyük kentlerdeki üniversiteler, kurumlar, kırsal alanların iklim değişikliği ve diğer küresel sıkıntılar karşısında dayanıklılık kazanmasına yardımcı olmada önemli bir rol oynayabilirler.

Bu çerçevede “Nature Index Bilim Kentleri 2023” adlı bir rapor, kentsel-kırsal bariyerleri yıkan bilim insanları tarafından desteklenen bölgesel kalkınmaya yardımcı olan “Önde Gelen 200 Bilim Kentini” sıralıyor. (6)

Türkiye’den hiçbir kent bu endekste yer almıyor. İlk 10’da ise Çin’e ait 5, ABD’ye ait 4 ve Japonya’ya ait 1 kent var. Dünyanın en büyük kentlerinden bazılarının önde gelen “Bilim Kentleri” arasında baskın konumda olması ise şaşırtıcı değil. Çünkü örneğin Çin’in başkenti Pekin, araştırma kurumlarının veri tabanı tarafından takip edilen 82 doğa bilimleri dergisindeki yayınlar için 2022’de topluca 3.735 puan alarak bu listenin başında yer aldı. New York, Şangay, Tokyo, Paris, Seul ve Londra gibi dünyanın diğer büyük kent merkezleri de ilk 20’de yer alıyorlar.

Özetle, Türkiye, siyasal iktidar tarafından ileri sürüldüğünün aksine, yeterince inovatif ya da yenilikçi bir üretim ve teknoloji yapısına sahip bir ülke değil. Üstelik bu durum 21 yıllık kesintisiz AKP iktidarlarında da pek değişmedi. Uluslararası kıyaslamalar bu durumu net bir biçimde ortaya koyuyor.

İnovasyon göstergeleri arasında sayılan drone teknolojisi ise Türkiye’de daha çok savunma ve güvenlik amaçlı olarak (İHA ve SİHA’ların üretiminde)  kullanılıyor. Ayrıca yukarıda sözü edilen UNCTAD raporunun drone teknolojisi bölümünde bu alandaki öncü ülkeler ve şirketler sayılırken Türkiye’nin varlığından söz edilmiyor. Buna rağmen, hemen her olayda olduğu gibi iktidar bu konuda da son derece başarılı bir inovasyon algısı yaratabiliyor.

İnovasyon mu, “sosyal inovasyon” mu?

Diğer yandan, inovasyonun toplumsal açıdan da değerlendirilmesi gerekiyor. Çünkü kâr odaklı bir üretime dayalı kapitalizmde, diğer tüm teknolojik ilerlemeler gibi, inovasyonun da toplumdan ziyade küçük bir azınlığa hizmet ettiği açıktır. Böyle bir inovasyondan beklenen yeni değer (daha fazla kâr) yaratmaktır ki bu değerin eşit ya da adil paylaşılmadığı bir toplumda, bunun topluma faydası son derece sınırlı kalacaktır. Bu bağlamda, inovasyon yapan şirketleri maddi ödüllerle ödüllendirmek de doğru değildir.

Öncelikle maddi ödül çoğu zaman gerçekten arzulanan bir başka şeyin, yani toplumsal saygınlığın yerine geçebilecek kusurlu bir ikamedir. Ayrıca başarılı bir inovasyon neredeyse her zaman tek bir kişinin çabalarının değil, kümülatif insan yaratıcılığının bir sonucudur.  Tüm bunlar inovasyonun maddi ödüllendirme yerine sosyal saygınlık kazanma yoluyla, yani toplumsal olarak tanınmasının daha etik olduğu anlamına gelir.

“Demokratik Katılımcı Ekonomi”de İnovasyon

Diğer yandan,  demokratik katılımcı bir ekonomide toplumsal açıdan faydalı yenilikleri (sosyal inovasyon) uygulamak için her zaman maddi teşvikler söz konusu olacaktır. Çünkü işçilerin ürettikleri çıktıların sosyal faydalarını artıran veya kullandıkları girdilerin sosyal maliyetlerini azaltan her türlü değişiklik, böyle eşitlikçi bir toplumda, toplumun bütününe fayda sağlayacaktır.

Yani sosyal inovasyonlar doğrudan “topluma hizmet” olarak kabul edildiklerinden kamusal hizmet gibi değerlendirilirler ve bunlar için sosyal  ödüllendirme ön plana çıkartılır. Sosyal inovasyonlar uzun vadede ortalama maliyeti düşürerek daha az kaynak kullanan, çevreci ve verimli teknolojilerin kullanımının önünü açarlar. (7)

Keza kapitalist piyasa ekonomisinde genellikle yetersiz sunulan araştırma ve geliştirme çabaları (Ar-Ge), katılımcı ekonomide kamusal hizmet ya da kamusal mal olarak kabul edilir.

Ayrıca kapitalizmde inovasyon için teşvik sağlamanın asıl mekanizması patent bicinde entelektüel mülkiyet haklarının tesisi ve korunmasıdır. Bu bir yandan patent sahiplerinden lisans almak için ciddi maliyetler karşılığında pazarlık yapmayı gerekli kıldığından işlem maliyetlerini yükseltir, diğer yandan da, aşıların patentlerinde olduğu gibi, azgelişmiş ülkelerin ve yoksulların bu patentli ürünlere erişimi zorlaştırarak eşitsizlikleri artırır.

Bir başka anlatımla, kapitalizmde, inovasyonlar ticaridir, patentlerle korunurlar, çok pahalıdırlar.  Bu nedenle az gelişmiş ülkelerin bu inovasyonlara-teknolojilere erişimi sınırlıdır. Bu ülkelerde, özellikle de küçük çaptaki firmalar isteseler de, yüksek patent bedelleri yüzünden, bu teknolojilere erişemezler.

Bu yüzden de alternatif bir toplumda inovasyon yaratmaya dönük ve doğa dostu küçük işletmeler özellikle korunup desteklenmelidir. Bu da demokratik katılımcı bir ekonomide, sanıldığının aksine, kapitalizme kıyasla daha fazla inovasyonun gerçekleşeceği anlamına gelir.

Sonuç olarak

Siyasal iktidar Türkiye ekonomisinin inovatif (yenilikçi olduğunu ve kendilerini de bunu desteklediklerini ileri sürse de bu gerçeği yansıtmıyor. Uluslararası raporlar, endeksler farklı bir görüntü çiziyor.

Yıllardır eşitlikçi, ekolojik bir kalkınma ve gelişme stratejisi sunamayan ve bütün başarının “ne pahasına olursa olsun ekonomik büyümeye” indirgendiği bir ülkede, bilim, sanat ve kültürde olduğu gibi ekonomide de inovasyonların gerilemesi ya da belli alanlara sıkışıp kalması tesadüfi bir durum değil. Bu durum 21 yıldır izlenen inşaat ve finans rantına dayalı birikim stratejisinin bir sonucudur.

Kaldı ki toplumun ihtiyacı, bir avuç büyük sermaye sahibinin kârını ve zenginliği artıran, demokrasi ve barışı yok eden ticari inovasyonlar değil sosyal inovasyonlardır. Bir geçiş ekonomisi olarak ekonomik demokrasiyi esas alan, yerelleştirme politikalarıyla desteklenmiş bir özyönetimci planlamaya dayalı “Demokratik Katılımcı Ekonomi Modelinde” sosyal inovasyonlar çok önemli bir yer tutar.

Diğer yandan, hem piyasa iktisatçıları hem de halkın en şüpheci kesimleri, kapitalizme herhangi bir alternatifin yeterince “yenilikçi” olup olmayacağı, yani bir şeyler yapmanın yeni ve daha iyi yollarını üretip üretmeyeceği konusunda daha fazla endişe duyarlar. Bu yüzden de bu kitleleri demokratik katılımcı bir ekonominin gerçekten de üstün bir alternatif olduğuna ikna edebilmek için, sosyal inovasyonları destelemek gereklidir.

Dip notlar:

  • https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/cumhurbaskani-erdogan-turkiye-inovasyon-haftasi-inovalig-sampiyonlari-odul-toreninde-konustu (24 Kasım 2023).
  • https://www.mckinsey.com/featured-insights/mckinsey-explainers/what-is-innovation (17 August 2022).
  • Unctad, Technology and innovation report 2023, Opening green Windows Technological opportunities for a low-carbon worlds, 2023, s. 156.
  • https://www.visualcapitalist.com/most-innovative-countries-in-2023 (14 November 2023).
  • World Intellectual Property Organization, Global Innovation Index (2023), s. 200.
  • https://www.nature.com/nature-index/supplements/nature-index-2023-science-cities/tables/overall (24 Kasım 2023).
  • Anders Sandström, “Innovation”, https://participatoryeconomy.org (27 July 2021).
  •  
Öğretim üyesi, yazar Mustafa Durmuş, 10 Nisan 1956 yılında Gümüşhane’de dünyaya gelmiştir. 1981 yılında Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisine Bağlı Bankacılık ve Sigortacılık ve Yüksek Okulunda Asistan olarak göreve başlamış, aynı yıl Akademiye bağlı Maliye Fakültesinde Doktora Programına kabul edilerek bu programdan mezun olmuştur. 1989 yılında Gazi Üniversitesine Bağlı Sosyal Bilimler Enstitüsünde “İhracata Yönelik Sanayileşme ve Güney Kore Modeli” isimli tezini savunarak Maliye Doktoru unvanını almıştır. 1981-1991 yılları arasında İngiltere’de York Üniversitesinde İktisat ve İlgili Bilimler Bölümünde Araştırmacı Misafir Öğretim Görevlisi olarak bulunmuştur

Bir Cevap Yazın