HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar “Herkes İçin Adalet” kampanyası çeevesinde engelliler ile online toplantıda bir araya geldi. Engellilerin sorunlarının ve çözüm önerilerinin tarşıldığı toplantıda HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar engellilere seslendi.

Mithat Sancar yapğı konuşmada “Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Bu buluşmayı organize eden Engelliler Komisyonumuza teşekkür ederim. Gerçekten önemli bir konu. Verimli geçeceğine inanıyorum. Buradan çıkacak görüş ve öneriler yol haritamızı belirleyecektir” dedi.

Mithat Sancar konuşmasında “ Bugün yüz yüze gerçekleştirmek istiyorduk toplantımızı. Birbirimizin yüzüne bakacaktık. Hem de çok daha sıcak bir toplantı olacaktı. Ama pandemi şartlarının farkındayız. Maalesef her gün yüzlerce insanımızı kaybediyoruz. Bu kadar kötü yönetimle halk sağlığının yok sayıldığı bir pandemi sürecinde, bizler de toplantıyı yüz yüze gerçekleştirme imkanından yoksun kaldık.

Bu toplantı Engelliler Komisyonumuz tarafından hazırlandı. Bizim Herkes İçin Adalet Kampanyamız var. İki ay önce başlattığımız bu kampanya kapsamında çeşitli kesimlerle adalet buluşmaları gerçekleştiriyoruz. Bugün engelliler için adalet buluşması forumunu yapıyoruz.

Türkiye’de devletin yok saydığı, yasalarda uluslararası sözleşmelerde belirtilen hakların uygulanmadığı çok geniş bir toplum kesimi var. Milyonlar var. Bunların içinde engelliler de özel bir yer tutuyor. Hakları yok sayılan bu yurttaşların önemli bir bölümünü oluşturan engellilerle ilgili maalesef kapsamlı bir kamusal politika oluşturulamıyor. Bu konuda bizim de parti olarak eksiklerimiz olduğunu buradan belirtelim. Bugüne kadar derinlemesine sistemli bir çalışma programı ve faaliyet planı oluşturamadık. Eksiklerimizi gidermek için bu dönem çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Bu toplantıyı da bu çalışmalarımızın bir başlangıcı olarak kabul edelim.

Türkiye’de yurttaşlık alanında büyük sorunlar yaşanıyor. Eşit yurttaşlık maalesef uzak bir hayal durumunda. Bir de eksik yurttaşlık dediğimiz bir olgu var. Eksik yurttaşlık, yurttaşların önemli bir kesiminin yurttaşlık haklarından yararlanamadığı, kamunun kendilerine verdiği hizmetleri alamadığı bir durumu ifade ediyor. Eksik yurttaşlık kavramını en çarpıcı biçimde görebildiğimiz alanın da engellilik olduğunu buradan belirtelim.

Bu pandemi nedeniyle, büyük ölçüde evlere kapanmaya yönlendiriliyoruz. Burada yaşanan yoksulluktan da elbette şikayetimiz var. İtirazımız var. Şöyle bir durum var, değerlendirme ve kıyas yaparsak engellilik alanında yaşanan sorunların kapsamını ve derinliğini daha iyi görebiliriz.

Engelli yurttaşlar, hayatları boyunca bizim şimdi yaşadığımız güvencesiz kapanmayı yaşamak zorunda bırakılıyor. Böyle bir hayata mecbur ve mahkum edilmeye çalışılıyorlar. Türkiye’de kaç milyon engellinin yaşadığı bile belli değil. Çünkü bu konuda, doğru dürüst istatistik yok. Bu istatistiklerin sağlam bir şekilde ortaya konulmasının elbette politik nedenleri var. Eğer gerçekten sayılar doğru bir şekilde tespit edilse, ki 2000 yılında yapılan nüfus sayımında yüzde 12’nin üstünde bir oran tespit edilmişti- devletin yükümlülüklerini de çok daha fazla ve hızlı yerine getirmesi talebi çok daha sağlam bir temele dayanacaktır.

O nedenle bu alan bu şekilde muğlak bırakılıyor. Türkiye’de istatistikle nasıl oynandığını biliyoruz. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil. Dünyada otoriter bütün sistemlerde, halkı hiçe sayan, kendi iktidarlarının devamı için kendi yandaşlarına kaynak aktarmayı programlarının temeli yapan iktidarlarda rastladığımız bir durumdur. İstatistiklerle oynuyorlar, her alanda olduğu gibi engellilerin sayısını belirlenmesinde de karşımızda böyle bir durum var.

İktidarın engellilere sağladığı destekler olduğu propaganda ediliyor. Belli ölçülerde destekler var ama bu desteklerin bütçe içindeki payının ne kadar sembolik olduğunu bir bakışta anlamak mümkündür. Tüm Türkiye halkına bu iktidar tarafından yaşatılan yoksulluk ve yoksunluk ülkenin en büyük azınlığını oluşturan engellilere daha derin bir şekilde yaşatılıyor.

Bunu buradan bir kez daha vurgulayalım. Engellilere yapılan desteklerde dahi ayrımcılık yapılıyor. Her alanda olduğu gibi bu alanda da ayrımcılık yapılıyor. Daha çok siyasi rant ve bir tür siyasi iktidara bağımlılık amacıyla yapılıyor. Destekler gerçek ihtiyaç ölçütüne göre değil yandaşlık ve siyasi ilişkiler esas alınarak yapılıyor. Bunun da yine yurttaşlık kavramına, demokrasiye büyük bir aykırılık oluşturduğunu belirtelim.

İşaret dili konusunda da bu erişilebilirlik açısından son derece önemli, büyük eksiklikler yaşanıyor. Aslında engellilerin yok sayıldığına dair en önemli göstergelerden biri bu. Ama sadece bu değil. Şehrin yapısı, kentlerin durumu da engellilerin yok sayılması üzerine kurulmuştur. Erişilebilirlik son derece önemli bir haktır. Ama bu hakkın hayata geçirilmesi için kamunun çalışması, devletin çalışması ve bu alana ciddi bütçe paylarının ayrılması gerekiyor fakat maalesef bu da gerçekleşmiyor.

Bu alanda yerel yönetimlerin belli çabaları olduğunu gözlüyoruz. Özellikle bizim kayyımla gasp edilen belediyelerimizde bu konuda çalışma birimleri, komisyonlar oluşturulmuştu. Yeterli olmamıştı elbette ama bu konuda iyi niyetle ve gayretle çalışmalar başlatılmıştı. Şimdi o belediyeler gasp edildi ve çalışmaların hepsi de başka alanlardaki bu tür yurttaşlık ve kamusal çalışmalarında olduğu gibi durduruldu. Başka belediyelerin de çalışmaları var ama toplamda yerel yönetimlerin bu alandaki katkısının çok yetersiz olduğunu görmemiz gerekiyor.

Aslında yerel demokrasi dediğimiz şeyin neden önemli olduğunu bu alanda bir kez daha görebiliriz. Yerel demokrasi yurttaşların yaşama ve yönetime katılmaları, kendi kendilerini yönetme ilkesine göre mekanizmalarını oluşturmaları anlamına geliyor.

Eğer gerçekten yerel demokrasi olsaydı, Türkiye’de güçlü bir demokrasi kurulabilseydi pek çok hizmet yerelde verilebilecekti. Engellilerle ilgili politikaları çok daha güçlü bir şekilde hayata geçirilebilecektik. Engellilik bir toplumsal meseledir ve bütün toplumsal meseleler gibi aynı zamanda siyasaldır. Bu siyasal meselelerin çözümünde de esas olan güçlü bir demokrasiyi, eşit yurttaşlığı ve adil bir yönetim sistemini kurmaktır. Eğer bunları bir arada değerlendiremezsek sorunları lütuf ve inayet çerçevesinde ele alan iktidarın eli daha da rahatlar, işleri daha da kolaylaşır. Biz hiçbir alanda yardımların ve desteklerin inayet ve lütuf çerçevesinde olamayacağını savunuyoruz. Bu pandemi döneminde çeşitli sebeplerle dile getirdik ama sürekli bir kapanma durumuna mahkum edilen engelliler için bu çok daha çarpıcı bir durum arz ediyor. Burada esas olan hak temelli bir yönetim sisteminin, bir toplumsal düzenin kurulmasıdır. Hak temelli nasıl bir sistem kurulabileceğine dair elbette bizim önerilerimiz olacaktır ama burada çok daha geniş bir katılımla, çok daha kapsamlı fikirler ortaya çıkacak ve bunları birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Elimizde önemli bir uluslararası belge var: Birleşmiş Milletler Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme. Burada da uluslararası alanda önemli bir norm karşımıza çıkıyor. Bu sözleşme engelli hakları için neler yapılması gerektiğini ayrıntılı olarak ortaya koyuyor. Şüphesiz, önemli hak sözleşmeleri gibi bu sözleşme de uluslararası alanda hak ve eşit yurttaşlık mücadelesinin tam yurttaşlık mücadelesinin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Ulusal ve uluslararası dayanışma ağlarının, sivil toplum örgütlerinin katılımıyla, çalışmalarıyla, mücadelesiyle oluşturulmuştur. Dolayısıyla devletlerin kendi aralarında antlaşma ile oluşturdukları yukarıdan bahşedilen bir metin değil tam tersine mücadele ile oluşmuş önemli bir belgedir.

Türkiye’de bu sözleşmenin imzalandığını ama sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmediğini biliyoruz. Engellilik meselesi siyasal bir meseledir. Toplumun bütün meseleleri gibi siyasal bir meseledir ve ancak siyasal bir çerçevede değerlendirilirse çözümler de hak temelli, tam yurttaşlık, katılım esasına göre ele alınır. Ve daha kalıcı çözümler bulunabilir. Bizler gerekli mekanizmaların nasıl olması gerektiğini tartışarak kamuoyuna duyuracağız ve bunların takipçisi olacağız.

Engellilerin ihtiyaçlarını karşılayacak, yaşam haklarının bir parçası olan ihtiyaçlarını hayata geçirecek hizmetler sunulmuyor. Tam tersine ayrımcılık en derin düzeyde. 10 milyona yakın engelli olduğunu tahmin ediyoruz ama bugün engelli kadrosu adı altında istihdam edilenlerin sayısının 100 bini geçmediğini görüyoruz. Yani 10 milyon engelli yüz bin istihdam. Bu 100 binin 30 bini de pandemi döneminde işlerinden atıldı. Yine sermayeye işleyen, yine yoksulu ve yoksunu ezen ötekileri tamamen dışarıda bırakan bir yönetim anlayışı var. Bu yönetim anlayışını bütünlüklü bir mücadeleyle değiştirmek zorunda olduğumuzu aklımızdan çıkarmayalım. Türkiye’de iktidarın kaynakları aktardığı alanların ne olduğunu az çok biliyoruz.

Bunu 3 başlıkta özetleyelim. Biri savaştır, biri yandaştır, biri Saray’dır. Evet, kaynaklar buraya aktarılıyor. Savaşa, yandaşa ve Saray’a aktarılan kamu kaynakları yoksulların, yoksunların, emekçilerin, ötekileştirilenlerin sofrasından çalınıyor, ekmeğinden alınıyor. Karşımızda acı bir gerçeklik ve yıkım örneği olarak savaş politikaları duruyor. Savaşın engellilik alanında nasıl önemli bir faktör olduğunu anlatmama gerek yok. Savaşlar sadece can kayıplarına yol açmıyor. Savaşlara dair verilen istatistikler genellikle can kayıplarına ilişkindir. Elbette her bir can canımızdan gitmektedir. Fakat savaşların geride bıraktığı yıkımların önemli bir bölümünü de yaralılar ve engelliler oluşturmaktadır. Yani savaşta çeşitli şekillerde yaralanan ve hayatını engelli olarak sürdürmek zorunda olan milyonlar bulunuyor. Bunlar büyük savaşta olduğu gibi iç savaşta da karşımıza acı bir gerçek olarak çıkıyor. O nedenle engellilik hakları için mücadele aynı zamanda şiddetin her türüne ve her türlü savaş politikasına karşı mücadeleyi de içermek zorundadır. Barış mücadelesi engelli hakları için mücadelenin temeli olmak zorundadır.

Ben Nusaybin’de doğup büyüdüm. Nusaybin bir sınır kentidir. Aranızda sınır şehirlerinde büyümüş insanlarımız vardır. Ben küçükken bizim Kaçakçılar Pasajı denen bir çarşı vardı. Oraya büyüklerimizle gittiğimde bir şey dikkatimi çekiyordu. Orada pek çok insanın ya bacağı ya kolu yoktu ya da başka şekilde bir engellilik durumu yaşıyordu. Buna şaşırıyordum sınır bölgelerinde, Kürt şehirlerindeki sınır kentlerinde bu tür örnekleri sıkça görürsünüz. Bu neyden kaynaklanıyor diye merak edip sorduğumda evet mayınlar. Mayınlar savaşta sınır ve hakları birbirinden ayrıştırma politikalarının çok vahşi sembolleridir. Geçim için veya başka nedenlerle sınır ticareti olarak bilinen bir yoldan ekmeğini kazanmaya çalışan yüzlerce binlerce insan, sadece benim yaşadığım şehirde mayınlara bastıkları için vücutlarında önemli hasarlar yaşadılar ve hayatlarını engelli olarak devam etmek zorunda kaldılar. İşte bizim yapmak zorunda olduğumuz şey, bütün savaşlar için geçerli olan bu duruma açık bir şekilde karşı çıkmaktır.

Bütün bu gerçekleri bütünlüklü ve kapsamlı bir politika, yaklaşım ve değerlendirme çerçevesinde ele alma mecburiyetimiz vardır. Hak mücadelesi belli bir sınırda kaldıkça istediğimiz sonucu elde etmemiz de maalesef mümkün olmayacaktır. Yine vahşi kapitalist sistemin yarattığı acımasız sömürü düzeninin önemli bir sonucu da iş cinayetleridir. İş cinayetleri pek çok emekçinin hayatına mal olmaktadır ama savaşta ve mayınlarda olduğu gibi engellilik durumu yaratan önemli bir kaynak durumdadır. Biz iş için aş için, hak için eşit ve tam yurttaşlık için mücadele ederken aynı zamanda demokrasi, barış, özgürlük için de mücadele etmek zorundayız. Böyle kapsamlı bir hareketi, hak mücadelesini, tam ve eşit yurttaşlık mücadelesini demokrasi ve özgürlük mücadelesini yaratmak zorundayız. Adaleti herkes için sağlamaktan başka yolumuz yok. Bizler bu çalışmayı derin bir şekilde yok sayılan nüfusun önemli bir kesimini oluşturan siz değerli arkadaşlarımızla, STK ve siyasi parti temsilcileriyle, bireylerle bir arada yürütmek istiyoruz. Bizlere sizlerin yol göstermenizi istiyoruz. Bizler elimizden geldiğince ve bütün gücümüzle mücadele yürütmeye hazırız. Ama sadece bir kesimle, bir partiyle bu sorunları çözemeyeceğimizin de farkındayız.

Tıpkı kurmayı hedeflediğimiz düzen gibi mücadelenin de katılımcı olmasıdır. Yani biz Türkiye’de gerçek anlamda bir demokrasi, tam ve eşit yurttaşlık oluşturmak, yerel demokrasiyi güçlendirmek istiyoruz. Bunun temeli de herkesin hak öznesi, siyasi aktör olduğu kendisini toplum hayatının belirleyici unsuru olarak gördüğü bir programdır. Bu bizim siyasi hedefimizdir, ama mücadelede de yöntemimizdir. Sadece katılımcı bir demokrasi değil aynı zamanda katılımcı bir mücadele istiyoruz. Herkesin kendisini eşit hissedeceği ve siyasetin programların eşit ve güçlü katılımla birlikte yürüyeceği bir yolu hep birlikte yürüyelim. Bu anlamlı toplantı için hepinize, organize edenlere çok teşekkür ediyorum” dedi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here