2019 yerel seçimleri İmamoğlu için bir dönüm nokrası olmuştu. O zaman CHP içinde kapalı kapılar ardında neler konuşuldu bilemiyoruz ama İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’na aday gösterildiğinde ona şans tanıyanların sayısı ilk başlarda çok da fazla değildi. Fakat İmamoğlu, toplumda yükselmekte olan mevcut durumdan hoşnutsuzluk, değişim talebi ve yeni arayış dalgasını çok başarılı şekilde değerlendirdi. Bu dalganın yarattığı ivmenin üzerinde yaptığı sörfle bugünlere kadar gelebildi.

Fakat her ne olduysa İBB’deki koltuğuna oturduktan bir süre sonra durum değişmeye başladı ve son bir yılda İmamoğlu ile CHP örgütü arasında esen soğuk rüzgârlar açıkça hissedilir hale geldi. 2019’daki çift dikişli İstanbul seçiminden hemen sonra toplumun çok büyük kesiminde İmamoğlu’nun adı Cumhurbaşkanlığı adayları arasında öne çıkmıştı. Kendisi de bu role uygun davranıyor, ülke ve yurt dışı gezilerinde bu tutumunu açık etmekte hiç tereddüt etmiyordu.

Fakat Millet İttifakı’nın güçlendirilmiş parlamenter sistem konusundaki ısrarı ve çizilen yol haritası ile birlikte İmamoğlu için işlerin değiştiğini düşünüyorum. Başta Kılıçtaroğlu olmak üzere altılı masa liderleri yeni dönemde Cumhurbaşkanı’nın sembolik rolü olması gerektiğini açıklıyor ve icracı bir Cumhurbaşkanlığından, icracı bir hükümet ve parlamento sistemine geri dönüşe vurgu yapıyorlardı. Tam bu noktada Akşener de yeni dönemin Başbakan adayı olduğunu açıklamıştı. Böylesi bir kurguda İmamoğlu’na yer kalmıyordu. O da birçok vahim hata yapma pahasına o günden beri kendine yer açmaya çalışıyor. İstanbul seçimlerine hazırlanırken hata yapmama konusundaki hassasiyeti yerini, Cumhurbaşkanlığına geçiş için neredeyse her yolu mübah sayma haline bırakıyordu.

İmamoğlu, kişisel özellikleri ve siyaset yapma tarzı açısından icracı bir siyasetçi. Bu yanıyla Erdoğan’la benzeyen çok yanı var. Kendi partisinin politikalarının dışında söz söylemekten, yol belirlemekten hiç çekinmedi. Zaten kazandıklarını ona kazandıran yanlarından biri buydu. Sembolik bir Cumhurbaşkanlığına pek de razı görünmeyen İmamoğlu, icracı bir Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmakta ısrarcı.

Kılıçtaroğlu’nun ısrarlı açıklamaları karşısında adaylık defteri kapandı diye düşünülen İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığındaki yıldızı İç İşleri Bakanlığının başlattığı “İBB’deki terör iltisaklı personel” tartışmasıyla yeniden parlamaya başladı. Fakat bu hedefine ulaşabilmek için İmamoğlu’nun çok fazla zamanı kalmadı.

Bildiğimiz gibi Türkiye’de genel ve yerel seçimler 5 yılda bir yapılıyor. Normal koşullarda önümüzdeki genel seçim 2023’ün Haziran’ında; ilk yerel seçim de 2024’ün Mart ayında yapılacak. 2023 genel seçimlerinde Millet ittifakının adayı Cumhurbaşkanı seçilirse ve parlamenter sisteme geri dönüş süreci seçimden sonraki beş yılda tamamlanırsa, 2028 yılında seçilecek Cumhurbaşkanı icracı değil, sembolik bir Cumhurbaşkanı olacak. İmamoğlu’nun kendini öyle sembolik yetkileri olan bir koltukta görmek isteyeceğini sanmıyorum. Öte yandan Kılıçtaroğlu son bir yıldan beri yaptığı açıklamalarda “CHP’li belediye başkanları görevlerine devam edecek” diyordu. Bu İmamoğlu için, Cumhurbaşkanlığı hevesini en az 2028 yılına kadar ertelemek zorunda kalması anlamına geliyor. Şimdilerde ışığından çok şey kaybetmiş olmasına karşın İmamoğlu’nun parlayan yıldızının onu 2028’deki seçimlere kadar taşıyıp taşıyamayacağı konusunda muhtemelen kendisinin de büyük (ve haklı) kaygıları var. Açıkçası, 2019’dan bu yana üzerinde sörf yaptığı dalganın onu, 2028 yılında devletin tepe noktasına kadar taşıyabileceğini düşünmüyorum.

İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan sonra 2024 yerel seçimlerinde aynı pozisyona ikinci kez aday olacağını sanmıyorum. Bana kalırsa, aday olsa bile İstanbul’u yeniden kazanması oldukça şüpheli. Bunu kendisi ve kurmayları da böyle tahmin ediyor olmalı ki İmamoğlu bütün şansını zorlayarak 2023 seçimlerinde Cumhurbaşkanı adaylığı olasılığını sonuna kadar kovalayacak gibi görünüyor. Çünkü bu seçimlerde istediği pozisyonu elde edememesi halinde ya parlamenter sistem içinde kendi hayallerine uygun bir koltuk bulamayacak ya da hedeflediğinin çok daha azına razı olmak zorunda kalacak.

Özet ve sonuç olarak, işlerin bundan sonra daha da kızışacağını söylemek mümkün. İmamoğlu hem kişisel hırsı, hem de konjonktürden sonuna kadar yararlanma gibi pragmatist yaklaşımı nedeniyle hamlelerini sürdürmeye devam edecek gibi görünüyor. Bunun için kendi partisi ve hatta altılı masa dâhil gerektiğinde hepsiyle örtük bir çatışmaya girebilir. Yani ortalığı dağıtma potansiyeli epeyce fazla. Kılıçtaroğlu “ya bana katıl, ya da yolumdan çekil” demişti ama belli ki İmamoğlu ne ona katılacak ne de yolundan çekilecek; tam tersine, karşısına çıkacak.

Peki, bu süreçte İmamoğlu kime neye güvenerek el yükseltiyor? Başlangıçta dikkati çeken olumlu nitelikleri ciddi şekilde erozyona uğramış görünüyorsa da enerjisi, sahadaki varlığı, gençliği ve etkili konuşmaları elbette birer avantaj. Fakat İmamoğlu’nu hedefine ulaştırması için bu özelliklerin tek başına yeterli olmadığı da açık. Bütün bunların yanı sıra ciddi bir mali kaynağa ve önemli bir siyasi desteğe ihtiyacı olduğunu unutmamak gerekir. Bu noktada bazı sorular akla geliyor:

İmamoğlu eğer CHP’nin ortak adayı değilse onu destekleyen siyasi odak hangisi? Bu siyasi odak altılı masadan biri mi?

İmamoğlu’nun azımsanmayacak bir zenginliği var fakat Cumhurbaşkanlığı sürecinde ülkedeki bazı sermaye gruplarından onay ve destek araması kaçınılmaz. İmamoğlu Cumhurbaşkanlığı kampanyasını fiilen başlattığına göre hangi sermaye grubunun desteğini garantiledi?

Karadeniz gezisinin finans desteğinin Mehmet Cengiz tarafından sağlandığı yönündeki söylentilerin gerçekliği nedir? Bunun bir gerçekliği varsa bu destek neyin karşılığında İmamoğlu’na verildi?

İmamoğlu, parlamenter sisteme geçişi beklemeden icracı bir Cumhurbaşkanlığında neden ısrarlı görünüyor?

İmamoğlu onu İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’na taşıyan dalganın eklentilerine sadık mı, yoksa başka bir ajandası mı var?

İktidar mahfilleriyle ilişkilerini iyi tutma çabası içindeyken kendi seçmenine Parmak sallayıp had bildiren söylemiyle dikkat çeken İmamoğlu makas mı değiştirdi, yoksa aslına rücu eden bir siyasetçiyle mi karşı karşıyayız?

İzleyip göreceğiz.

Bir Cevap Yazın