Ana Sayfa Ekonomi Jackson Hole Toplantısı ve Türkiye’de “ortodoksiye geri dönüş!”- Mustafa Durmuş

Jackson Hole Toplantısı ve Türkiye’de “ortodoksiye geri dönüş!”- Mustafa Durmuş

0
Jackson Hole Toplantısı ve Türkiye’de “ortodoksiye geri dönüş!”- Mustafa Durmuş

Jackson Hole, finans kapitalin ve ulus devletlerin sözcüleri konumundaki dünya merkez bankacılarının her yıl düzenli olarak bir araya geldikleri ABD’de bir kasabanın adı.

Bu toplantılarda küresel kapitalizmin gidişatına bağlı olarak merkez bankalarının yöneticileri her yıl değerlendirmelerde bulunuyorlar ve faiz politikaları başta olmak üzere çeşitli kararlar alıyorlar. Yani bir tür yol haritası oluşturuyorlar.

Küresel finans kapital faiz artırımının sürmesini istiyor

ABD Merkez Bankası FED bu toplantıların sadece ev sahipliğini değil, aynı zamanda yönlendiriciliğini de yapıyor.

Nitekim FED Başkanı J. Powell dün bu toplantıda şahince bir konuşma yaptı. ABD çekirdek enflasyonunun şu anda sadece yüzde 4,3 olmasına rağmen, enflasyonu yenme görevinin (yüzde 2’ye düşürülene kadar) henüz tamamlanmadığını söyledi ve bu süreçte ABD’de daha fazla faiz artırımının yapılacağını açıkça ima etti.

Hiç şüphe yok ki, diğer merkez bankası başkanları da ve bu yılın Haziran ayından bu yana faiz artırımını enflasyonla mücadelede asıl araç olarak kullanan TCMB yönetimi de Powell’ın bu açıklamalarının izinden gidecek ve Perşembe günü 750 baz puan artırdığı politika faizi oranını önümüzdeki aylarda artırmayı sürdürecektir.

FED bir Kutup Yıldızı işlevi görüyor

İşin aslı FED diğer merkez bankaları için adeta bir kutup yıldızı gibi işlev görüyor. Yani emperyalist sistemin asıl sürücüsü konumundaki ABD’nin FED’ inden bağımsız her hangi bir ulusal merkez bankasından söz edilmesi çok güç (en azından şimdilik).

Türkiye ise 2021 Mart-2023 Haziran döneminde faizleri düşürürken FED ’in ya da ECB’nin (Avrupa Merkez Bankası) izinden gitmemişti ama bunun bedelini yüzde 100’e yaklaşan bir enflasyon ile ödemişti.

Zincirdeki kopuk halka tamir ediliyor

Şimdi Şimşek ve Erkan Ekibi ile birlikte o kopukluk giderilmeye çalışılıyor. Bunun enflasyonu ve döviz kurunu aşağıya çekme konusunda ne kadar başarılı olabileceği konusunda bir şeyler söylemek için çok erken ama ülkedeki faiz artırımının düşük faizlerden çok daha ağır bir faturasının olacağı kesin.

Bu fatura; durgunluğa girecek olan ekonomide, kaybedilen işlerde, ağır borçlu şirketlerin iflaslarında, konut kredisi borcunu ödeyemediği için haciz edilen konutlarda, kredi borcu ödenemeyeceği için elden çıkartılacak olan otomobillerde, kredi kartı ve tüketici kredilerinin artan faizleri yüzünden yaşanacak olan kişisel borç krizlerinde, boşanmalarda, kadın ezilmişliğinde, intiharlardaki ve suç oranlarındaki artışta, hak ettikleri istikrarlı ve güvenceli bir gelecekten mahrum bırakılan çocuklarda ve emekçilerin bir bütün olarak kararan geleceğinde kendini gösterecek.

Kuşkusuz bu faturayı, buna sebep olanlar değil, toplumu geri kalanı, yani emekçiler, yoksullar, ezilenler, kadınlar, çocuklar ve engelliler  ödeyecek.

Ekonomi pragmatizm ile yönetiliyor

Düne kadar takıntılı “faiz sebep enflasyon sonuç” yaklaşımıyla yüksek enflasyonla ve yoksullaşma ile canımızı yakanlar, bugün aynı şeyi faiz oranlarını yükselterek, durgunluk, işsizlik ve daha fazla yoksullukla yapıyorlar.

Dün ne pahasına olursa olsun ekonomik büyüme ve inşaat sektörünün kârları ön planda tutuluyordu, bugün enflasyon sevmeyen finans kapitalin devasa finansal servetlerinin değeri düşmesin diye faiz oranları yükseltiliyor.

Kuşkusuz düne kadarki yanlışları nedeniyle özür bile dilemeyenler yarın da dilemeyecekler.

“Ortodoksiye geri dönüş”müş!

Bu politika değişikliğini de bizlere “ekonomi politikalarında ortodoksiye geri dönüş” adı altında yedirmeye çalışıyorlar.

Oysa “hetorodoksi” ve  “ortodoksi” adı altında şu ana kadar pazarlanan politikalar birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olan politikalar. Her ikisi de egemen sınıfların o anki/dönemsel ihtiyaçlarına yanıt üretmek üzere oraya atıldılar.

Bunlardan birini “emek karşıtı ve bilim dışı”, diğerini ise “emek yanlısı ve bilimsel” diye adlandırmak ve buradan hareketle Şimşek-Erkan politikalarını alkışlamak kadar büyük bir yanlış olamaz.

Tarih bize, sınıflara bölünmüş kapitalist bir toplumda ideolojilerin sınıflar üstü olamayacağını, iktisat biliminin de bir bilim olmaktan ziyade egemen sınıflara hizmet eden bir ideoloji olduğunu defalarca kanıtladı.

Özcesi, çözümü gevşek para politikasından sıkı para politikasına geçiş gibi birbirinin devamı olan ve asıl olarak egemen sınıflara hizmet eden politikalarda değil, kapitalizmi karşısına alacak cesareti gösteren, emekten ve doğadan yana radikal bir paradigma değişikliğinde ve buna uygun ekonomi politikalarında aramak gerekiyor.

Öğretim üyesi, yazar Mustafa Durmuş, 10 Nisan 1956 yılında Gümüşhane’de dünyaya gelmiştir. 1981 yılında Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisine Bağlı Bankacılık ve Sigortacılık ve Yüksek Okulunda Asistan olarak göreve başlamış, aynı yıl Akademiye bağlı Maliye Fakültesinde Doktora Programına kabul edilerek bu programdan mezun olmuştur. 1989 yılında Gazi Üniversitesine Bağlı Sosyal Bilimler Enstitüsünde “İhracata Yönelik Sanayileşme ve Güney Kore Modeli” isimli tezini savunarak Maliye Doktoru unvanını almıştır. 1981-1991 yılları arasında İngiltere’de York Üniversitesinde İktisat ve İlgili Bilimler Bölümünde Araştırmacı Misafir Öğretim Görevlisi olarak bulunmuştur

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here