” Sosyal Fobi bireyin başkaları tarafından yargılanabileceği kaygısını taşıdığı toplumsal ortamlarda mahcup ya da rezil olacağı konusunda belirgin ve sürekli korkusunun olduğu bir kaygı bozukluğudur. Kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren ya da bir eylemi başkalarının yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar. “

Bu notu yazan “Türkiye Psikoloji Derneği’ne teşekkürler.

Toplumumuzda bahis konusu Fobiye tutulmuş kişiler ne tür insanlardır, nerelerde yaşarlar? Mesela Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle insanlar var mıdır? Olabilir.  Bu türler daha çok bilgi, yetenek ve çalışkanlıkları ile seçilmiş tiplerden olmayıp, başkanları tarafından listeye yazılan ve mecliste sadece parmak izleri olanlardır. Genelde uyku halindedirler ve meclis başkanı, “kabul edenler” dediği zaman kollarına takılı yayların yandaki odadan idare edilen bir mekanizma ile havaya doğru kalkması veya ret verilecek ise kilitlenmesi sonucu oylamaya katılmış olurlar. Bunların Fobisi mecliste olan biten, alınan kararlardan bihaber olarak memleketlerine gidip vatandaşın sorularına maruz kalmaktır. Sosyal Fobili olmalarına rağmen enteresan bir dürtüleri vardır; rezil olmamak için kaçış tekniklerini ve mazeret üretme metotlarını bolca hafızlamışlardır.

Sosyal fobi sahiplerinin işi gücü anlamadıkları konularda birilerine aracı olmaktır. Konuları anlamadıkları için “yaz da getir” derler. Yazıyı da parti meclisindeki kâtibe verirler ve sıraya girerler; aldıkları ihalenin sonuçlanmasını beklerler. Bu süreçte utanma, kaygılanma, korkma gibi erdemlerden uzaklaşırlar ve bankaya gidene kadar gülümserler. Başkalarıyla iletişim kanalları ancak bu talepler gelince hemen açılır ancak yine de temkinlidirler.

Bu türlerin psikolojileri bozuk demek haksızlık olacaktır; halkın seçtiği vekil hani bozuk olabilir de, psikolojilerinin tam ve eksiksiz olduğunu kanıtlamak için sosyal medyada yayın yaparlar ki bu yayınları yapan taşeronlar aynı zamanda psikolog olabilirler. Zira bu fobili insanları makul ve normal insan olarak her gün göstermek pek zor olsa gerek, e bir de masraflı olur.

Sosyal Fobi sahibi olanların bir de Sosyal Hobisi vardır.  Çok fazla fotoğraf çektirme meraklısıdırlar ve posta ile vekil oldukları şehrin ileri gelenlerine gönderirler.  Bir de not koyarlar; “vallahi bilgisayarım bozuldu, yoksa sosyal medyadan sana direkt gönderecektim. Hem de beni layklarsındır diye yani…” Sosyal Fobisi olanların muhtaç oldukları en büyük şey beğenilmektir. Yaptıkları (yapamadıkları) hizmetlere karşılık bolca layk almak isterler. Türkiye adına “Dünya Fobililer Derneğinin” her yıl açıkladığı sonuçlarını açıklaması nedeni ile üyelerinden bolca layk almayı beklerler. Hatta bir de layk sayma makinesi alarak işi otomatiğe bağlamışlardır.

Ancak bu tür vek-illerin en büyük sıkıntıları vekil maaşları yetmediği için ek gelir bulmaları gerekir. İç işleri bakanlığından çıkacak bir kararname beklerler. Bu beklentileri üç beş kamu şirketi veya BDDK tarafından el koyulmuş eskisi özel şirketlerin yönetim kurullarına girmektir (ve bu görevinde sosyal gelişim sağlayarak Fobilerinden kurtulmayı ümit ederler). Ayrıca beş on tane aylık huzur hakkı alma çabalarının böylece gerçekleşmesi içn her Cuma camiye giderler. Böylece fobilerini yenme konusunda güya ciddi bir tedavi sürecine çıktıklarını da tevsik edecek belgeler de sağlayarak, başhekim Sn M. E. İmzalı sertifikayı kamuya açıklayacaklar ve kendilerini AKlamaya çalışacaklardır.

Şimdi düşünün böyle Fobi üstatlarının çocukları nasıl bir rol model ile hayatlarına başlamışlardır. Korkak, kaypak, kaygılı, hali vakti bozuk bir Aktörün evladı olarak ya modeli taklit edecekler, ya da tez zamanda o evi terk ederek kendi bekaları için hayata sağlam bir insan olarak tutunmaya çalışacaklardır. Umut odur ki, bu tutunmanın bir ucu tarik-atlar olmasın.

Ülkemizin bu güzel doğasını tahrip etmeye kalkışıp kendilerini de bir kenara sıkıştırmaya çalışan tüm FOBİ sahiplerinin giriş notunda belirtildiği gibi “yargılanma korkuları” yatsıda sona erecektir. Yatsı ezanı hicaz makamıdır ve bu ezan ile birlikte yol hicaza kadar gider. Bir Mayıs sabahı gittiğinde de kendini sabah ezanında bulur ki bu da Saba makamıdır. Esen rüzgâr alır götürür korkuları, kaygıları zira artık bu dünyada bunlara yer yoktur.

Attila Turnaoğlu – 953 yılında İstanbul’da doğan Turnaoğlu, Lise öğrenimini Kadıköy Maarif Koleji’ndetamamlamıştır. ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nde yüksek öğrenimini tamamlayarak 1979 yılında iş hayatına atılmıştır.İş hayatında sırasıyla STFA Grubu’nun çeşitli şirketlerinde (1979 – 1994) Yöneticilik yapmıştır. Daha sonra İntermak grubunda Genel Koordinatör olarak görev aldıktan sonra 1995 – 2001 yılları arasında Transtürk Holding Aş – Israel Jv ortaklığı şirketlerinde Gübre, Fide üretim ve pazarlaması konularında görev almıştır. Daha sonra bir müddet müşavirlik yapmış olup, 2005 -2014 yıllarında Koca Grup bünyesinde Çeşitli Yurt Dışı Projeler Koordinatörü olarak Endüstriyel Tesisler, çeşitli alt yapı inşaat işleri faaliyetlerini yürütmüştür. Ardından Bionas Tarım LTD Şirketinde Genel Müdür olarak Rusya’da Organik Tarım üretimi ve Avrupa Birliği Ülkeleri, USA ve Kanada’ya satışlar gerçekleştirilmiştir.Orta öğreniminden beri müzikle uğraşmış, şarkı sözleri ve şarkılar üretmiştir. Şiire meraklı olup üniversite döneminden bu yana şiirler yazmaktadır. Bir dönem roman yazma konusuna da eğilmiş ancak yazdıkları basılmamıştır.YouTube kanalında şarkılar, şiir okumaları, video yapımları mevcut olup ileriye dönük Şiir kitabı basmayı amaçlamaktadır. Denenmemiş çalışmalara meraklı olup Foto-Şiir çalışmaları yürütmektedir. Yaşama ait kısa yazılar yazmaya da çalışmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here