fotoğraflar Attila Tutnaoğlu

Ülkemizin çeşitli bölgelerinde çıkmış olan yangınların söndürülmesi Orman bakanlığı ve onun teşkilatı başta olmak üzere devletin tüm imkânlarının seferber edilmek üzere yetkili makam ve kişilerin sorumluluğundadır. Elbette hazırlanmış bir planın olması ve uygulamada tereddütsüz harekete geçilerek yangınların bertaraf edilmesi bu sorumluluğun gereğidir.

BODRUM-MİLAS; bu yangın sürecinde yangından çok fazla etkilendiler. Güvercinlik, Mumcular, Mazı, Çökertme, Ören, İkizköy, Sekköy, Bozalan, Türkevler yangınlara maruz kaldılar ve bölgedeki bazı yerleşimlerde ağır sonuçlara varılmıştır.

Milastan başlayarak yaklaşık 90 km yol güzergâhı içinde yapılan ziyaretlerim sonucu bu bölgede ve köylerinde yaşamını sürdüren kişilerin bizzat yaşadıkları, gördükleri ve değerlendirmelerini bir görüşme sonucu kaleme almış olup ve sizlere sunmaktayım.

Bölge böyle bir yangın daha önce görüldü mü:

Milas bölgesinde yerel ve küçük yangınlar olur. Ancak çabuk söndürülür ve uzun süreli olmazmış.

Orman Yangınları ile mücadele konusunda yetki ve sorumlunun elbette devlet, bakanlık, devletin memur edeceği kurumlar olduğu hep vurgulanmaktadır. Belediyelerin sorumlu olduğundan bahis ediliyor ancak vatandaş diyor ki: “ çok anlamsız, belediyeler kendi sınırları içindeki yangınlara müdahale edebiliyorlarsa o kadar. Uçakları mı var, helikopterleri mi var ki.”

2014 yılında Mumcular- Beyciler köyünde bir anız yakılması sonucunda yangın çıkıyor ve gelen itfaiye yanan yer özel mülkiyet diye müdahale etmiyor. Yangın büyüyor ve ormana sıçrıyor. Ancak ani büyüdüğü için gelen ekip de yetersiz kaldığı neden ile orman yanıyor.

2006 yılında ise Kısırlarda elektrik trafosu patlıyor ve tarım arazisine alev topları düşüyor. İtfaiye geliyor ve özel mülk diye müdahale etmiyor. Yine aniden ormana sıçrıyor ve yangın büyüyor. Deniz kenarına kadar bir hüzme alan yanıyor.

Başlangıçtan bugüne nasıl bir mücadele verildi:

Yerleşim yerlerindeki yangınlarda itfaiye ve orman teşkilatı ekiplerinin çok yetersiz kaldığı hatta söndürme işlerine girmedikleri ve pasif kaldıkları genel kanı. Helikopterlerin yetersizliği, bazı bölgelere hiç uğramadığı, yerleşim yerlerinin bazılarında aktif olduğu ancak ormanlık alanlarda hiç verimli olmadıkları ortak görüş. Uçakların yetersizliği ve havadan mücadelenin bu bölgede son derece sınırlı kaldığı gerçeğini yangına maruz kalan çevreler açıkça belirtiyor.

Birçok iş makinesi gönderildi ancak bunlar sadece yerleşim bölgelerinden öteye gidemedikleri gibi söndürme vazifesi yapamadıkları için lüzumsuz yoğunluk yarattılar.

İtfaiye ve Orman işçilerinin işe can-ı gönülden girişmedikleri genel kanı olarak belirtiliyor. Bir vatandaş ütüsü bozulmayan, eli yüzü üstü başı is olmayan bir çok işçinin etrafta gezindiğinden bahis ediyor. Asıl mücadeleye katılanların köylüler olduğunu ve onların ellerine ne geçirdiler ise, imkânlar ne ise öylece mücadeleye katıldıklarını, gece gündüz nöbet tutarak çalıştıkları anlatıyorlar.

Buna karşın mesela, Azerbaycan’dan gelen yangın ekibinin müthiş çalıştığını ve her alana girerek mücadele verdiklerini ve onlara minnettar kalınması gereğini belirtiyorlar.

Yangının hangi alanda nasıl ilerleyeceği kestirilemedi. Bir noktadan bir diğerine 10 km mesafeyi 1 saatte aldığı da oldu, 10 saatte ulaştığı da. Veya bir yöne giderken ani değişim gösterip farklı bir yöne gittiği de oldu. Bu anlamda Köylüler kendi mücadelelerinde imkânlarının sonuna kadar çalıştılar ama geri çekildikleri yerler tarumar olmuştur.

Bölge Orman şeflerinden birisi yangın henüz Mazıdan uzak iken, Mazıda yaşayan ve eskiden beri tanıştığı Alim Şıray’ı arayıp yangının yönünün muhtemel Mazı olacağını haber verip tüm gençler ile önlem almak için yangın bölgesine doğru çağırmış. Zira köy gençlerinin mücadelede nasıl etkili olduklarını biliyormuş. Gençler öncelikle Mazı etrafındaki ormanlık alanı koruma düşüncesi ile sınır bölgelerine hareket etmişler. Ancak aşağıda anlatıldığı gibi köy tamamen boşaltılınca hiçbir şey yapılamamış.

Bir anekdot: 12 genç bir yangın bölgesinde itfaiyecilere yardım ediyorlarmış; su hortumunu ağaçlar arasından geçirip yangın noktasına taşımak epeyce zahmetli işmiş. Hortumun ucunda bir itfaiyeci, su fışkırıyor ancak yangına doğru değil yanlara doğru suyu ulaştırıyorken gençler uyarmışlar defalarca ve sonunda itfaiyeciyi kenara alıp yüklenmişler hortumu ve o noktada yangına müdahale etmişler. Ne acayip…2

Bölgenin çeşitli yerlerine yardımlar kolay ulaştı mı?

Başlangıçta yardımlar oluyordu. Belediyeler her yere koştular yardım için. Yangından uzak olan yerleşimdeki vatandaşlar da yola çıkıp yardıma gittiler. Ancak son bir haftadır Jandarma özellikle termik santraller etrafındaki yolları kesti ve kimseyi almamaktadır.

Bir gerçek var ki özellikle Mazı ve Çökertme bölgesinde yaşanmıştır. Geçmiş dönem yangınları başladığı, ancak henüz yukarı bölgelerde olduğu sezildiği anda, köylerin gençleri hemen organize oldular ve her türlü imkânları seferber ederek, özellikle su tankerlerini kullanarak, yangının geldiği yere doğru yönelip kanal kazma ve sınır ıslatmaları yaparak yangının uzak yerlerde kalmasını sağladılar. Bu yangınlar sırasında Jandarma köyleri tamamen boşalttı ve gençlerin bu benzeri çalışmasını yapmalarını engelledi. Köy boşalınca köye gelen ekipmanlar, ne yolları biliyorlardı ne de nasıl bir yönde hareket edeceklerini. Halbuki gençler rehber olsalar idi hem iş gücü olarak çalışacaklar hem de ekipmanlara yol gösterecekler ve etkili olacaklardı. Maalesef gelen ekipler bir şey yapamadı ve ormanlardan aşağıya yerleşim bölgelerine ulaşan yangın köylerin etrafındaki tüm yamaçları kül etti.

Yangında kaybedilen ve yok olanlar nelerdir?

Yangında yanan ağaç ve bitki örtüsü miktarı resmi makamlarca veriliyor. Ancak şu nettir ki, Milas ve doğu Bodrum (Mazı, Çökertme..) bölgesinde yanan bölgeler ve bu bölgelere yakın ağaçlar ve özellikle zeytinlikler dahil olmak üzere haraptır. Yerine bir ağaçlandırma gelmesi çok uzun yıllar sürebileceği gibi hiç yeşerme olamayabilir. Zaten bu alanları ormanlıktan çıkarıp, mesela maden sahası, turizm bölgesi olarak değiştirme yoluna gidiliyorsa, ağaç dikilmesi de söz konusu olmayacaktır.

Geçmiş yangınlardan sonra dikilen ve bu dönemde 5-7 metreye ulaşmışken bu yangında yine hepsi yanmıştır.

Görülüyor ki ne karınca kaldı, ne yılan, ne tavşan, domuz, yabani inek, eşek, kedi, köpek yani köylünün kurtarabildiği kendi hayvanı dışında hiç birisi kaçamadı yandılar. Arı kovanları yok olmuştur, artık bal üretimi uzun yıllar olamayacaktır.

Bahçeler yandı, zeytin ağaçları yok oldu şimdi yıllar gerek yenisi için, para gerek, emek gerek yeniden. Zaten köylünün ekonomisi malum, ödeyemeyeceği krediyi de alamayacaktır.

Son yıllarda Mazıya ve Çökertmeye yerleşen veya uzun süreli kalan insanların bir kısmı birkaç yıl uzaklaşacaklarını belirtiyorlar. Bazıları kalıp köye yardımcı olmayı amaçlıyorlar.

Bu bölgelerde Haziran – Ekim döneminde pansiyonlar ve apartlar %90 üzeri doluluk yaşıyorlardı. Şu anda Ağustos ve Eylül ayları iptal oldu. Turist kalmadı.

Alim bey diyor ki., “şimdi bir başka tehlike var; Mazı ve Çökertmede bu kış epeyce sel baskını olacak görülüyor. Yok, olan ağaçların tuttuğu dağlardan inen kaynaklar kolayca köylere inecek ve sahile kadar ulaşacaktır “

Ormanlık bölgelerde başka sorunlar var mı?

Milas-Ören bölgesinde faaliyette olan iki termik santralin çalışması için gereken kömür ocakları muhtemelen yetersiz kalmakta ve özellikle Akbelen ormanlarının altındaki kömür yataklarına yönel inmek istenmektedir. Bazı bölgelerde köylünün tapulu arazileri halen mevcutken kamulaştırma yönünde çalışmalar olmakta ancak sahipleri buna karşı direnmektedirler.

Yangınların her iki termik santral yakınlarına kadar ulaşması durumunda tüm söndürme imkânlarının buralara kaydırıldığı ve korunabildikleri gözlemlenmiştir.

Eskihisar isimli bir köy kömür yatakları üzerinde olduğu için 1960 larda topyekûn taşınmış, ancak bir süre sonra taşındığı yerinde kömür yatakları üzerinde olduğu anlaşılınca 90 lı yılların başında bir daha taşınmıştır. Ne talihtir ki tekerrür eden bir durum nedeni ile yine kömür yatakları nedeni ile nihai yerine gitmiştir.

İnsanlar ne durumda:

İnsanların durumu karışık. Evi barkı malı değerleri için gece gündüz çaba verenlerin bir kısmı suskun. Bir kısmı kızgın bağırıp çağırıyor. Kadınlar erkeklerle her an çalışıyor, çocukları olan korumak için çaba veriyor. Evlerin etrafını traktörlerle sürdüler hendek açmaya çalıştılar. Yangın yönünde olan ağaçları kestiler. Su toplamaya çalıştılar. Ne yedikleri ne içtikleri belli.  Aç aç gün geçirdiler. Gece uyuklayan olduğu yerde uyudu. Hep nöbet tutular. Elektrikler sık sık kesildi. Her köy kasaba bir yakınındakinden haber almaya çalışıyordu.

Ev içlerinde eşler birbiri ile sürtüşmeye başladı, her iki taraf ta sebebini bilmiyorlar ancak her an birbirlerine patlayacak durumdalar.

Çocuklar şaşkın ve sıklıkla soruyorlarmış, “yangın bir daha bizim eve gelir mi, yanar mıyız…”

Zeytinliği yanan, arıları telef olan köylünün başka gelir kaynağı yok ve bundan sonra ne yapacağını bilmiyor. Yanmış arazisini satsa alan çıkar mı; kasabaya, şehire göçse ne iş yapar, mesleği yok. Küçük işletmeciye artık müşteri yok. Çaresizler ve bu bozulmuş psikolojiden kurtulmaları çok uzun süre alacak görünüyor.

Öz Sözler

Bir vatandaş diyor ki: ”ruhumuz daraldı, sabah kalktığımızda artık yeşil dünyayı değil kara belayı görmekteyiz”

Bir diğeri diyor ki: “ Bu acı ve çaresizlik bizi mezara kadar takip edecektir.”

Ve diğeri: “ ateş, ateş olduğuna utandı ama insan, insan olduğuna utanmıyor”.

” bu yangın bize doğayı insanı yaratılmış tüm canlıları seven ve sakınanlar ile hiç oralı olmayanların varlığını gösterdi.

Allah canlıları yaratmış ise gerisine asla karışmıyor ve ” benden medet ummayin” diyor

Son söz:

Çıkamazsın artık Çökertmeden yola

Köyceğiz artık “vahceyiz” olmuş

Servigillerden Mazı artık boy vermez

Manavgat hala efendiler yurdu olabilir mi?

Marmaris’te artık Mimar bulamazsın

Gönüllerin yıkık lığına bir cümle edemezsin

Orman dediğin hayatın ta kendisini teselli edemezsin

Ressamlar artık yok

Tualler yırtık

Şarkılar yok

Besteciler kırık

Şiirler kalemsiz

Kalemler yanık

Türküler koşulmuyor

Aşıklar vuruk

Nazım, Can, Ahmet, Uğur, Veysel, Neşet, Mahzuni….

Hepsi mahzun, onlara kadar uzanmış bu delirtesi mahşer

Onlar mı kalksın da yazsın bir laf

Etsin iki telli sazıyla deyiş

1953 yılında İstanbul’da doğan Turnaoğlu, Lise öğrenimini Kadıköy Maarif Koleji’nde tamamlamıştır. ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nde yüksek öğrenimini tamamlayarak 1979 yılında iş hayatına atılmıştır.
İş hayatında sırasıyla STFA Grubu’nun çeşitli şirketlerinde, İntermak Grubunda, Transtürk Holding Aş – Israel Jv ortaklığı şirketlerinde, Koca Grup’ta ve nihayetinde Bionas Tarım LTD grubunda İnşaat, Tarım, Organik Tarım, Dış ticaret gibi konularda Yöneticilik yapmıştır. Bu süreçlerde Türkiye dışında çok çeşitli ülkelerde bizzat görev almış ve 2019 itibari ile iş hayatını askıya almıştır.
Orta öğreniminden beri müzikle uğraşmış, şarkı sözleri ve şarkılar üretmiştir. Şiire meraklı olup üniversite döneminden bu yana şiirler yazmaktadır. Bir dönem roman yazma konusuna da eğilmiş ancak yazdıkları basılmamıştır.
YouTube kanalında şarkılar, şiir okumaları, video yapımları mevcut olup ileriye dönük Şiir kitabı basmayı amaçlamaktadır. Denenmemiş çalışmalara meraklı olup Foto-Şiir çalışmaları yürütmektedir. Yaşama ait kısa yazılar yazmaya da çalışmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here