2016 yılının son günleriydi. Suriye ordusu, Rus hava kuvvetlerinin desteğiyle Halep’i
geri almıştı. Bu durumun sorumlusu olarak Rusya’yı gören protestocular Türkiye’de Rus
konsolosluğu önünde sürekli eylem yapıyorlardı. Zaten bir yıl kadar önce 24 Kasım 2015’te
Suhoy Su 24 tipi Rus savaş uçağının Türk hava kuvvetlerince düşürülmesinin ardından
gerilen ve ülkemizi neredeyse savaşın eşiğine getiren ilişkiler zorlukla normalleşme yoluna
girmişken bu protestolar ciddiye alınmalıydı. Maazallah en ufak bir kıvılcım yangına sebep
olabilirdi.

Derken kıvılcım değil adeta bir yıldırım düştü Ankara’nın göbeğine. Bu günlerde belki
de en iyi korunması gereken Türkiye’yi ve Türkleri çok sevdiğini her fırsatta dile getiren Rus
Büyükelçi Andrey Karlov, tam da Türkiye, Rusya, İran Dışişleri Bakanlarının
Moskova’da Suriye’deki merkezi yönetimle muhalifler arasındaki barış görüşmelerine aracılık
etmek için ortak hareket etme kararına ilişkin yapacağı görüşmelerden bir gün önce Ankara
Çağdaş Sanatlar Merkezi’ndeki “Kaliningrad’dan Kamçatka’ya” adlı fotoğraf sergisinin
açılışında konuşma yaptığı sırada arkasında bulunan Ankara Çevik Kuvvet Şube
Müdürlüğünde görevli polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş tarafından ceketinin
cebinden çıkardığı silahla, vücuduna isabet eden 9 kurşun ile vuruldu. Karlov’un yere
düşmesinden sonra saldırgan, tekbir getirip “Halep’i unutmayın, Suriye’yi unutmayın,
beldelerimiz güvende olmadıkça sizler güvenliği tadamayacaksınız. Geri çekil, geri çekil.
Beni buradan ancak ölüm alır. Bu zulümde payı olan kim varsa hepsi tek tek hesabını
verecek.” diyerek bağırmaya başladı.

Haberin duyulması ile birlikte olay yerine gelen özel harekât polisleri müdahale için
hazırlık yaparken saldırgan polis memuru Altıntaş bir üst kata çıkarak burada beklemeye
başladı. Daha sonra Özel Harekât Polisleri içeri girerek saldırgan ile çatışmaya başladılar. 15
dakikalık bir çatışma sonrası saldırgan Mevlüt Mert Altıntaş vurularak öldürüldü.
Film gibi değil mi? Saldırgan sırlarıyla birlikte ölüp giderken onun sukikasti önceden
planladığı, saldırıdan 3 gün önce Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde keşif yaptığı, bir gün
öncesinde sağlık raporu alarak işe gitmediği ve yakındaki bir otelin 214 numaralı odasına
yerleştiği, olay günü 18.30 sıralarında otelden çıkıp yürüyerek Sanat Merkezi’ne geldiği,
girişte x-ray cihazından geçmeyen saldırganın özel güvenlik tarafından durdurulması üzerine
polis kimliğini göstererek içeri girdiği anlaşıldı.

Ve böylelikle bir kez daha Rusya ile savaşın eşiğine gelinmişti. Oysa tarih bize
öğretmişti ki Türkler ve Ruslar bu coğrafyada ancak dostluk içinde olurlarsa güçlü olabilirler.
Aksi durumda emperyalizm, istediği gibi at oynatır. Mustafa Kemal bu durumu Milli
Mücadele sırasında tespit etmiş, İngiliz emperyalizminin Kafkaslarda kurdurduğu kukla
yönetimlerle oluşturduğu Kafkas Seddi’ne karşı Türkiye, Sovyetlerle ittifak yaparak
direnmezse Bolşevik Rusya’nın da Türkiye’nin de bir geleceğinin olamayacağını öngörmüştü.
Bu ittifakı kurmuş ve zaferden sonra “Eğer Rusya’nın desteği olmasaydı yeni Türkiye’nin
istilacılar üzerindeki zaferi kıyaslanamayacak kadar büyük kayıplarla kazanılabilirdi veya
belki de hiç mümkün olmazdı. Rusya, Türkiye’ye hem manevi hem de maddi yardım
göstermiştir ve milletimizin bu yardımı unutması suç olur.” demiş ve Sovyetlerle dostluğu
bozmamayı ve asla Sovyet karşıtı bir ittifaka girmemeyi vasiyet etmişti.
Karlov’un öldürülmesinin ardından bir dost bir düşman olduğumuz Rusya’yla olan
ilişkilerimizi ve yakın tarihimizi gençlere anlatmak istedim. Osmanlı Rus Savaşını, Kırım
Tatarlarının yaşadıklarını, Çarlık Rusya’sı ve ülkemizdeki meşrutiyet hareketlerini, Birinci
Dünya Savaşını, Bolşevik Devrimini, Beyaz Rusların İstanbul sürgünlüğünü, işgal
İstanbul’unu, Milli Mücadele’yi… Anlatılacak çok şey vardı. Bu konular üzerine de zaten çok şeyler yazılmıştı bugüne kadar. Ancak maalesef tarihi, belgelerden okumak, öğrenmek alışkanlıkları yoktu gençlerimizin. Televizyon dizilerinden, filmlerden, romanlardan
öğrenmeyi tercih ediyorlardı.

Öyleyse ne yapılabilirdi? Bir aşk hikâyesinin kurgusunun içerisinde bunun
verilebileceğini düşündüm. Yine de eksik kalırdı. Genç kızlar aşk hikâyelerine ilgi duyabilirdi
ama ya erkekler… Onların da spora, özellikle de futbola ilgileri vardı. Tam da bu noktada
aklıma 1914 yazında Osmanlı’dan Rusya’ya dostluk maçları yapmak için giden Fenerbahçe
Spor Kulübü geldi. Fenerbahçe’nin Milli Mücadele yıllarındaki işgale karşı direniş
hareketlerinin içinde de yer alması kurgunun oluşumuna katkı sağlayacaktı. Katya, Bir
Fenerbahçe Romanı’nı yazmaya böyle başladım.

Önce yolculuğun izini sürdüm. Kaldıkları oteli buldum. O yıllardaki sahibini öğrendim
ki Odessa tarihinde onun da önemli bir rolü olduğunu gördüm. Otelin hissedarının ve girişteki
Tatar restoranının sahibinin varlığı da Kırım Tatarlarının hikâyesini anlatmama vesile
olabilecekti.

Kafiledeki sporculardan Nüzhet’in günlüğü, dostluk maçları ile ilgili yazılmış
akademik çalışmalar, Beyaz Ruslar’ın İstanbul sürgünlüğü ile ilgili yazılmış kitaplar, Milli
Mücadele Dönemi’ni anlatan eserler, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tarihine yönelik yaptığım
araştırmalar, Odessa tarihi ile ilgili Rus kaynaklarından yaptığım okumalar birikimlerimle de
birleşince Katya, kafamda bir roman haline dönüşmüştü artık. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra da
basıma hazır hale gelmişti.

Roman Birinci Dünya savaşı öncesi 1914 yazında Odessa’da ve 1920 baharında
İstanbul’da geçiyor. İşgal İstanbul’unda Beyaz Rusların ve yerli halkın yaşadıkları, direniş
hareketleri, isyanlar, ihanetler ve Milli Mücadelenin bilinen ve bilinmeyen kahramanları 1920
baharında İstanbul’da geçen bölümlerde kaleme alınıyor.
1914 yazı Odessa’sında ise Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bu şehirdeki dostluk
maçlarına pencere açılmakta. Bu sırada Rusya’nın yakın tarihinin önemli tarihsel olayları ve
yakın gelecekte yaşanacaklar da okura iletiliyor. Meşrutiyet, Bolşevik devrimi, iç savaş vb.
Roman bir Fenerbahçe romanı olarak da okunabilir. Fenerbahçe’nin 13 yıllık tarihi,
Milli Mücadele yıllarındaki tavrı, Türk Rus dostluğuna katkıları bu okumalarda karşımıza
çıkar.

Sporun yanı sıra, şiir, musiki ve mimari de roman içinde kendine yer bulan motifler
arasında. Ayrıca iki kardeş şehir, İstanbul ve Odessa da…

HATIRLA VE UNUTMA DİYE

Hatırla Kırım’ın detatarizasyonunu
Osmanlı Rus Savaşı’nı hatırla
Hatırla Sovyet Devrimi’ni
Beyaz Rusları hatırla

Hatırla işgal İstanbul’unu
Milli Mücadeleyi hatırla
Hatırla “ateşi ve ihaneti”
Dostunu düşmanını hatırla

Hatırla ve asla unutma

Hakan TUNCAL/ 1972 yılında İstanbul’da doğdu.  Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden 1994 yılında mezun oldu ve o yıl İstanbul’da öğretmenliğe başladı. Bir dönem Eğitim Sen İstanbul 1 Nolu Şube Yönetiminde görev aldı. 2004-2009 yılları arasında MEB tarafından Kazakistan’da görevlendirildi. Kazakistan Türkiye Türkçesi Eğitim Öğretim Merkezinde ve çeşitli üniversitelerde yabancılar için Türkçe dersleri verdi. Halen İstanbul’da bir devlet okulunda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Katya, Bir Fenerbahçe Romanının yazarıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here