Bir iktidar düşünün, zorla, zorbalıkla değil liberal rüzgarlarla, büyük vaatlerle, tüm vesayetlere karşı olacağını iddia ederek bol keseden söylemlerle iktidarı elde etmiş olsun; tüm öngörülerimizi haklı çıkaracak şekilde otoriterliğin abidesi haline gelsin göz göre göre…
19 yıllık tek başına iktidarlarında toplumu dönüştürmek, bir türlü hazmedemedikleri laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin tüm kurumlarının içini boşaltmak, muhafazakar bir rejimin kodlarını, gösterdikleri yüzünün arkasına saklamak için ellerinden geleni yaparken çöküşün eşiğine geldiklerinin farkına vardılar. Muktedirler hak ve özgürlükler üzerinden oy pazarlığı yapmak adına İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı tek adam kararıyla çıkarak acziyetlerinin geldiği durumu gözler önüne serdiler.
8 Martta kadınların yükselen sesine, Boğaziçi’nde Kayyum istemiyoruz diye eylem yapan öğrencilere, hak arayan yüzlerce insanın gösteri yürüyüşlerine, sosyal medyadan fikrini ifade eden yurttaşların eleştirelliğine, farklı olana tahammülü olmadığını her fırsatta ortaya koyan iktidar, gözaltılarla, baskılarla, cezalandırmalarla toplumun sesini kısmak isterken görmek istemediği bir toplumsal itiraz yükseliyor. İktidarları boyunca hak ihlallerinin hat safhaya ulaşmasının sineye çekilemeyeceğini bilmelerine rağmen dozu artırıp insanları geri çekilmeye, köşelerinde sessizce oturmaya hapsetmek istiyor. İktidarlar sadece zorla, zorbalıkla değil “rıza” ile toplumun onayını alırlar. İtirazlar, iktidarlar için en büyük tehlike olarak görülürken toplumun farklı kesimlerinin rıza göstermediğini ortaya koyan eylem ve söylemleri, tek başına iktidar için en büyük yıkım… Bu yüzden, bir avuç tarikatın, sözleşme ve kadın düşmanı marjinal grupların oyuna ve desteğine ne kadar ihtiyaç duyduklarını, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçerek ortaya koydular.
Sözleşmenin feshi kararı; hukuken de vicdanen de kadına yönelik şiddete karşı olan herkes açısından yok hükmündedir. İlk imzacısı olduğumuz İstanbul Sözleşmesi’nin, kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesi için ne kadar önemli olduğunu Avrupa Kadın Lobisi’nin yayınladığı raporda görmek de mümkündür. 10. Yılında İstanbul Sözleşmesi Raporumuzda yer verdiğimiz AKL verilerine baktığımızda sadece Türkiye’de değil dünyada da sözleşmeyi hedef alan saldırılar olmasına rağmen, 10 yıl boyunca İstanbul Sözleşmesi’nin kadınların ve kız çocuklarının şiddetten korunmasında ne kadar çok pozitif yönü olduğu ortaya konmaktadır.
İstanbul sözleşmesi, resmi nikahı olmayan imam nikahlı olan kadınları da, erken yaşta zorla evlendirilen kız çocuklarını da, mağdur olup şikayetten vazgeçmesi durumunda dahi kadınları da her türlü şiddete karşı koruyor. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik her türlü istismar ve şiddet uygulayan failleri cezalandıran kritik bir öneme sahip… Bu sözleşmenin neden tarikatlar, cemaatler, karanlık zihniyetler tarafından hedef alındığını, sözleşme aileyi yıkıyor algısı üzerinden düşmanlaştırdığını anlamak çok zor değil…

11 Mayıs 2011’de imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi, 1 Ağustos 2014 tarihi itibariyle 10. ülkenin sözleşmeyi onaylaması ile yürürlüğe girmiştir. İlk imzacısı olduğumuz Sözleşmenin 4 amacı vardır. Bunlar; şiddeti önleme, şiddete uğrayanları koruma ve rehabilite etme, saldırganların etkin yargılama süreçlerine tabi tutulması ve bütün bunlarla entegre politikalar üretilmesidir. Devletlere sorumluluk yükleyen bu sözleşmeden çekilmek demek, ev içi şiddete uğrayan, her gün öldürülen kadınların yaşam hakkı ihlaline dur dememek anlamına gelmektedir.

CHP olarak; İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanı kararının yok hükmünde olması nedeniyle yokluğunun tespitine, yokluk tespitine ilişkin talebimiz kabul edilmemesi halinde anayasaya aykırı olan kararın iptaline, kararın yürütmesinin durdurulmasına ve aynı zamanda anayasaya aykırılık iddiamızın kabulü gerekçesiyle Danıştay’a başvurumuzu yaptık. Her platformda bu kararın yok hükmünde olduğunu söylemeye devam edeceğiz. Danıştay başvurumuzun hemen ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sosyal medya hesaplarından tarafımı direkt hedef gösterdi, yalancılıkla suçladı. Yayınladıkları tablo ise bir utanç tablosudur. Sözleşmeden sonra kadın cinayetlerinin azaldığı yönündeki tablo ürkütücü bir gerçeği ortaya koymaktadır: İktidar, aramızdan koparılan kadınları sayıya indirgemekte, biz “bir kişi daha eksilmeyeceğiz” derken, iktidar öldürülen kadınlar üzerinden hamasi siyaset yapmaya devam etmektedir. Sözlerine riayet edilmeyecek açıklamaları değil İstanbul Sözleşmesi’nin pozitif etkilerini, kadınlar için hayati önemini her fırsatta gündeme getireceğiz. Ve inanın O Sözleşme Geri Gelecek!

Denizli’de doğdu. Babasının adı Mehmet, annesinin adı Akkız’dır. Avukat; 1989 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Serbest avukatlık yaptı. 1991 yılında SHP’de başlayan siyaset hayatını, 1993 yılından itibaren CHP’de sürdürdü. 1999 yılına kadar, CHP Gençlik Kolları’nda yönetim ve başkanlık görevlerinde bulundu. 1999-2004 yılları arasında CHP Kınıklı Belediye Meclis üyeliği görevini yürüttü. Aynı dönemde, 2000-2002 yılları arasında Denizli Barosu Genel Sekreterliği yapan BİÇER KARACA; sığınma evleri, aile içi şiddetin önlenmesi, medeni kanun ve kadın hakları konularında çalışmalar gerçekleştirdi, Kadın Sığınma Evi Projesi’nde yer aldı. Denizli Kadın Platformu kurusucu,26 STK,ODA ve Siyasi partiden oluşan DENİZLİ DEMOKRASİ PLATFORMU KURUCUSUDUR. 2005- 2015 yılları arasında, Atatürkçü Düşünce Derneği Denizli Şubesi Başkanlığınıyaptı. TBMM 25. Yasama Döneminde Denizli Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı Katip Üyesi olarak görev yaptı. 35. CHP Olağan Kurultayı’nda, CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçildi. Orta düzeyde Almanca bilen Gülizar BİÇER KARACA, evli ve bir çocuk annesidir.
CHP Genel Başkan Yardımcısı
DENİZLİ Milletvekili

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here