Benim bu yazıyı yazmaya nereden başlasam dediğim 3 Ağustos günü, ülke yangın yerine dönmüşken hızını hiç kaybetmeyen erkek şiddeti haberleri de gündemimize düşmeye devam ediyordu. Emine Gökkız, yürüyüşe çıktığı ormanlık alanda ağaca asılı olarak bulunmuş, ölümünün yanına “şüpheli” ibaresi hemen eklenmişti.

Musa Orhan, İpek Er’e tecavüz etmiş; İpek Er intihar edince adı erkek şiddeti değil intihar diye kayıtlara geçmişti. Mehmet Ağar’ın oğlunun cinsel şiddetine maruz kalan Yeldana daha sonra evinde ölü bulunmuş, yine adı moda olduğu üzere ”şüpheli” olmuştu.


Devletin resmi makamları ise “2020 yılında 300 kadın öldü, bunların 171 şüpheli” diye bir rapor hazırlamış, kamuoyuna sunmuştu.


Bu şüpheli kadın ölümleri ibaresinin çok sık kullanır oluşu beni alıp ta gerilere, doksanlı yıllardaki kadın intiharlarına götürdü. O yıllarda da sanki kadınlar durup dururken intihar etmeye başlamış gibi herkes işin üstüne atlamış, bolca yazılıp çizilmişti. Savaş sonrası yaşanan intiharlar genellikle erkeklerde görülürken, Kürt coğrafyasında olay tersine dönmüş, Batman başta olmak üzere kadınlar intihar ederek canlarına kıymaya başlamışlardı

Bu konu da çok konuşulmuş, yazılmış, tezler hazırlanmış, hatta kitap bile yazılmıştı. 2020 yılında Işıl Özgentürk kadın intiharları ile ilgili değerli tespitlerini bizle paylaşınca olay yeniden hararetli bir biçimde konuşulur oldu.

Türkiye’de dava takiplerine giden, 8 Martlarda ve 25 Kasımlarda, İstanbul Sözleşmesini uygula diye sokaklara dökülen feministler bilir ki bu ölümler şüpheli değildir, ölümlerin faili bellidir ve fail de erkektir.

İpek Er intihar etmiştir, zira bir erkek devleti arkasına alarak İpek’e tecavüz etmiş, İpek de intihar etmiştir. Şimdi biz bu ölüm şekline intihar mı diyeceğiz? Demiyoruz, demeyeceğiz. Musa Orhan İpek’i öldürmüştü ve erkek yargı da onunla işbirliği yapmıştır ve şiddet uygulayanı serbest bırakmıştır

Yeldana veya ormanda yürüyüşe çıkan Emine ile ilgili haber verme dili genelikle şöyle oluyor -sanırsın çok tarafsız-: “Kendini ağaca astığı sanılıyor. İntihar ettiği düşünülüyor”. Erkek devlet, erkek basın, erkek yargı el ele verip anında erkek aklama operasyonunu başlatıyorlar. Aynı gün erkek şiddetinin her türlüsüne maruz kalıp ölen Azra ile ilgili ise yine sosyal medyanın ”çok duyarlı” kadın ve erkekleri hızlı bir biçimde nereden bulduklarını bir türlü anlamadığımız boy boy fotoğraflarını bulup paylaşarak sosyal medyayı anında ölümün pornografisine dönüştürmekte geç kalmıyorlar. “Ah güzel kızım seni koruyamadık”, “Ah bu ülkede kadın olmak ve çocuk olmak ve hayvan olmak ne kadar zor.” diyen tweetlerle her gün sosyal duyarlılık kontenjanını dolduran halkın akla zarar duyarlı hallerine şimdilik hiç girmeyelim.

Kadın kurtuluş mücadelesi veren kadınların niye canhıraş bir biçimde İstanbul Sözleşmesi’ni savunduğunu, AKP’nin kadın tabanın bile sözleşmenin bir gecede yok edilmesine razı gelmediğini sağır sultan duymuşken, şüpheli ölümlerin hiç şüphesiz erkek şiddeti olduğu su götürmez bir gerçekken niye hep bir ağızdan yazan çizen, haber yapan çoğu kişinin hiş düşünmeden devlet diliyle şüpheli kadın ölümü demeleri ayrı bir akıl tutulması.

Biz dilimizde tüy bitse de söylemeye devam edeceğiz: Sizin “şüpheli kadın ölümü” dediğinizin adı düpedüz erkek şiddetidir, “haber yaparken, yayarken, tweet atarken erkeklerin ve devletin değirmenine su taşımayın.” demeye devam edeceğiz

Aile Bakanlığı’nın şüpheli kadın ölümü demesi işin çok haklı nedenleri var. Ölümün sorumluluğunu kadının üstüne atarak kendi sorumluluğundan kurtulacak. Eskiden namus cinayeti, töre cinayeti deyip nasıl sorumluluğu üstünden attıysa şimdi “İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırdık ama bakın ölümlerin çoğu şüpheli, demek ki sorun sözleşmede değil, siz bakmayın o devlet düşmanı, erkek düşmanı feministlere.” diyor. Devletin işi hedef saptırma, manipüle etme, gündem değiştirme; bunu biliyoruz. Patriarkayı tanıyoruz, erkekle devletin işbirliğinin nasıl işlediğini biliyoruz. Bunu biliyoruz da haber yapan gazeteciye tweet atan ”duyarlı insana” ama özellikle kadınlara feministler olarak hatırlatmak istiyoruz; yorulmayacağız, yılmayacağız. Her gün yok olan biziz çünkü.

Şüpheli ölüm yoktur, erkek şiddeti vardır; siz her şüpheli ölüme şüpheyle bakmazsanız erkek şiddeti kazanır. Kadınlar intihara sürükleyen erkek şiddetidir.

Tanıyı doğru koyalım ki “bu sefer son olsun” demek zorunda kalmayalım!
Tanıyı doğru koyalım ki “yeter artık yeter” demek zorunda kalmayalım!
Tanıyı doğru koyalım ki ellerimizden yasalarımızı alamasınlar!
Yıllardır diyoruz ki tesadüf değil erkek şiddeti!
Yıllardır diyoruz ki erkek şiddeti politiktir ve devletten ve erkek yargıdan güç alır!
Yıllardır diyoruz ki eril şiddet değil, kadın cinayeti değil, şüpheli ölüm değil erkek şiddeti!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here