Herhangi bir konuda sonuca ulaşmanın yolu hazırlıktır. İster sınava girecek bir öğrenci olsun, ister atılacak önemli bir adım öncesi tamamlanması gereken ödevler olsun, ister şampiyonluk hedefleyen bir spor kulübü olsun… Futbol jargonunda genelde “altyapı önemli” klişesi söylenir fakat doğrudur.

Devlet yönetiminde de halktan yetkiyi alan hükümetler kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapar. Bizim gibi gelişmekte olan ama nedense bunu bir türlü başaramayan ülkelerde de bol bol plan yapılır, vaatte bulunulur, acil eyleme geçilmesi gerektiğinde ise hemen gerekli yasaklar konulur. Vatandaşa da “Hadi siz de başınızın çaresine bakın,” denilir.

Marketlere, temel ihtiyaç malzemeleri dışındaki ürünler için getirilen satış yasakları herkesin gündeminde. Yasakların mantığı, insanların markete “bir bahaneyle” gelmelerinin önüne geçmek. Bu yüzden marketlerde “gıda dışı” ürünlerin satışı yasaklandı, önlerine şeritler çekildi. Gerçi marketlerde elektronik cihaz satışının yasaklanması daha önceden konuşuluyordu. Şimdi bu adım biraz bahane, biraz toplumun alıştırılması gibi oldu. Tıpkı pandemi bahanesiyle içki yasağını halka iyiden iyiye alıştırmaları gibi…

Bir diğer görüş, bu yasakların işleri iyice düşen küçük esnafı korumak, esnafın zincir marketler karşısında ezilmesini önlemek amacıyla alındığını söylüyor. Peki, sizce hükümetimiz küçük esnafın geçimi konusunda bu kadar duyarlı mı? Yani öyle olsaydı, vergi rekortmeni olması gereken firmaların değil de küçük esnafın vergi borçları silinirdi, kirası karşılanırdı, stopajı ertelenirdi, damga vergisi kaldırılırdı sanırım. Niyet edene vazgeçilecek alacak çok! Peki, bu süreçte uygulamaya konulan, ancak zaten daha önceden düşünülmüş olan, özellikle elektronik cihazların zincir marketlerde satışlarının yasaklanmasındaki gerçek niyet ne acaba?

Öyle ya, hastaneleri olanın Sağlık Bakanı, okulları olanın Milli Eğitim Bakanı, otel zincirleri olanın Turizm Bakanı, kendi şirketinden bakanlığa dezenfektan satanın Ticaret Bakanı olduğu bir ülkede vardır bir hesap, kitap! Bu arada bakanlığa sattığı dezenfektanla 9 milyon lira kazanan Ticaret Bakanı’nın kendi evine yaptırdığı tadilatın 300 bin liralık faturasını da bakanlığa masraf yazdığı ortaya çıktı. Aslında ticaretten baya anlıyormuş kendisi, görevden alınması ülkemiz adına önemli bir kayıp olmuş! Aynı süreçte görevden alınan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı da ayağının tozuyla Kardemir Karabük Demir Çelik’in boş durumdaki Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. Hanımefendi bu sayede aylık 39 bin TL huzur hakkı alacak. İnsanlar artık dayanamayarak canlarına kıymaya başlamışken, sevgili eski bakanın rahatı huzuru yerinde midir diye laf arasında sormak istedim sadece. Yoksa konumuz bu değil ama bu vesileyle tekrar düşünme fırsatı yakaladım. Bakınca öyle pek de hazırlıksız sayılmayız. Daha görevden alınalı kaç gün oldu ki. Kim bilir ne kadar öncesinden hazırlığını, ayarlamalarını yapmışlar, yönetim kurulu üyeliği boş olarak kendisini beklemiş ve vakti gelince şapadanak seçilmiş. Vizyon meselesi demek ki!

Ne diyorduk? Zincir marketler tüm şubeleri için aynı ürünü daha uygun fiyattan onbinlerce sipariş edip daha uyguna satabiliyorlar. Küçük esnaf ise çok küçük kar marjları koysa bile ancak belirli fiyata inebiliyor, marketlerle mücadele edemiyor. Haliyle tüketici de nerede uygun bulursa oraya yöneliyor. İşi içyüzünü çok bilmeyen de küçük esnafı pahalıcı diye yaftalayıp, düşman kesiliyor.

Elbette, yeri gelip dertleştiğimiz, dayanıştığımız, veresiye yazdırabildiğimiz, halden anlayan mahalle bakkalımız kazansın, holdinglerin zincirleri değil. Fakat sanki hane halkının gelir düzeyi çok yüksekmiş gibi, “Yeter ki esnafımız da kazansın, iki katını ödemeye razıyız,” şeklinde bir yüksek gönüllülük yapabilecek durumdayız gibi beklenti yine bizden. Siz bunca yıldır boş bulduğunuz her yere alışveriş merkezleri diktiniz, insanların her türlü ihtiyaçlarını tek bir merkez içerisinde karşılayabilecekleri alışkanlığını yerleştirdiniz, sokak kültürünü yok ettiniz, küçük esnaf diye düşünmediniz büyük sermayeli zincir marketlere her türlü teşviki yaptınız, şimdi ne değişti? Esnafı korumak öyle olmaz, vatandaşa sen şu ürünü şuradan alacaksın diye dayatmaya da yapılamaz.

Peki, pandemi sürecinde böyle bir uygulamaya başladınız. Herkesin yakın mesafede ulaşabilecekleri alternatifler var mı, ona baktınız mı? Bunun altyapısını kurdunuz mu veya insanlarda bu alışkanlığı yerleştirdiniz mi? “Yarından itibaren yasak, ne halin varsa gör!”demekle kaos yaratmaktan öteye gidemiyorsunuz.

Yasak listesine gelince… Elektronik eşya, oyuncak, kırtasiye, giyim, aksesuar, ev tekstili, parfümeri, makyaj malzemeleri, oto aksesuar, bahçe malzemeleri, hırdavat, züccaciye ürünleri satılmıyor. Cips alabiliyorum ama çocuğumu oyalamak için boya kalemi alamıyorum. Kumandanın pili bitti, pil satışı yasak. Televizyonsuz mu kalalım? Evdeki lavabo çöktü, yapıştırmak için silikon almak yasak. Ellerimizi mi yıkamayalım? Ampul patladı, karanlıkta mı kalalım? O zaman mum alalım, yok o da yasak. Gerçi ampul patladığında ülkenin aydınlanmaya başladığını göreceğiz. Aydınlığa en yakın zamanın, karanlığın en koyu anı olması misali…

Marketten alamadığını istersen internetten alabiliyormuşsun. Peki internetten sipariş vermeyi beceremeyenler veya bunu tercih etmeyenler? Diyelim şarj aletim bozuldu, yahut kayıp, telefonum da kapalı. Acil yapmam gereken bir işlem var ama sabahı beklemek ve bir elektronikçi dükkanın açılmasını beklemek zorundayım… Mantık falan yok, yasak yasak YASAK!

Her şeyi geçtim de kadın petinin yasaklanması da neyin kafası? Duyurulan genelgede buna dair bir detay olmadığı için bazı marketler inisiyatif alarak satış yaparken, bazısı yasak kapsamında değerlendirip satış yapmayı reddetmiş. Yaşanan karmaşadan birkaç gün geçtikten sonra İçişleri Bakanlığı kadın petinin hijyen malzemeleri kapsamında değerlendirileceğini söylerek yasak kapsamında olmadığını açıkladı. Birkaç gün neden beklendi de insanları bu kadar zor durumda bıraktılar anlamak mümkün değil. Karar verilirken kimsenin aklına belli ki bu konu gelmemiş. Öyle ya, anlaşılan karar alıcılar arasında bir tane bile kadın yok ki kimse çıkıp, “Beyler ne yapıyorsunuz, kadınlar ne yapacak?” diye sormamış.

Temel ihtiyaç demişken. Ülkemizde “temel ihtiyaç” kapsamındaki ürünlerin KDV oranı %1 iken, gıda ürünlerinin genelde 8, lüks tüketim malzemelerinin KDV oranı %18. Fakat ilginçtir, bebek bezi, kadın peti gibi ürünler mantıken(!) temel ihtiyaç olmalarına rağmen, KDV oranları %18. Yani lüks tüketim kapsamında değerlendiriliyor. Öyle ya, pamuk kullansana bacım, bu ne zenginlik! Eskiden de tek kullanımlık bebek bezi mi vardı? Hayvan postu, un çuvalı, kağıt, kauçuk ve yıkanılan, kaynatılan kumaş parçaları bile kullanılıyordu. Aklıma bebek mamasını kullanan kişinin fakirlikten bahsedemeyeceğini yazabilen şahsiyet geldi, neyse….

Bu tip ürünlere, dar gelirli ailelerin kamusal alanlarda ücretsiz erişimini sağlamak için bazı kadın vekiller mecliste teklif verdiler. Bildiğiniz üzere meclisimizin yüzde 82’si erkek ve o erkeklerin de büyük çoğunluğunun böyle bir konunun “ulu orta” konuşulmasından rahatsız olabilecek potansiyelde olduğunu düşünürsek, teklifin kabul edilmediğini tahmin etmek zor değil. “Ne günlere kaldık yahu, başımıza taş yağacak” diye tövbe çekmiş olmaları muhtemel. Hatta konuşmaları duymamak için kulaklarını tıkayıp avazları çıktıkları kadar bağırmışlar mıdır, o kadarını bilemiyorum. Çünkü kadın peti deyince akıllarına hijyen ihtiyacı değil, bambaşka şeyler geliyor olmalı. Hamile kadının karnı burnunda sokakta dolaşamayacağını düşünen zihniyet aklına ne getiriyorsa aynısı işte. Yok yere günaha sokacaksınız adamları, ahlaksızlar sizi! Konumuz alınan karar için hazırlıksız olmaktı, bakın nerelere kadar geldi.

Öte yandan tam kapama kapsamında kapalı olan semt pazarlarının Cumartesi günleri kontrollü bir şekilde açılmasını kararlaştırdı. Sebze halleri pazarcılarla, pazarlar da vatandaşla, tezgahlar sebze meyveyle doldu taştı. Girişte sorulan HES kodu dolayısıyla uzun kuyruklar oluştu. Marketten alışveriş yapamayan vatandaş pazarlara akın etti. Eh pazardaki yoğunluk yoğunluk değil mi? Fiyatların normalden yüksek olduğu görülürken, marketler tam da pazarların açıldığı gün fiyatları dibe indirmişler. Normalde 12 lira olan domates pazarlar açılınca 5 liraya, 6 lira olan salatalık 2 liraya düşmüş, pazarcı isyan etmiş. Pazarcıyla marketçinin gırtlak gırtlağa gelmesi an meselesi.

Fakat sorun yine yerelde değil, genelde. Salgınla mücadele, şurasını açayım, şurasını kapayayım, şunu koruyayım ama şimdilik bunu mağdur edeceğim, şimdi de seni mağdur ettim, ötekini koruyacağım şeklinde olmaz. Ben şehri kapadım ama insanların %80’ini muaf tutuyorum. Ben yasağı koydum, sen uymadım ey vatandaşım diyerek kabahati üzerinden atmaya çalışacak. Ülkemiz madem öyle övüne övüne söyledikleri gibi pandemiyle en iyi mücadele eden ülke, bu başarınızı her şeyi bir anda kapatarak, virüsü belirli bir alana hapsederek ve böylece bitirerek taçlandırsaydınız. Ama başta da ifade etmeye çalıştığım gibi, ne devlet ne de halk, böyle bir şey için ne madden, ne altyapı, ne de organizasyon bakımından böyle bir şeye hazır değil.

Çünkü biz ertelemekle, işini son dakikaya bırakmakla, mümkünse hiç yapmamakla nam salmış bir toplumuz, maalesef. Başlıktaki atasözüne atıf çok mu acımasız oldu bilemiyorum fakat zor zamanlar için saklanan ihtiyat akçeleri bile son kuruşuna kadar tüketilirken, pandemi sürecinde başka türlüsünü beklemek de safdilik olurdu doğrusu. Ne diyelim, hakkımızda hayırlısı!

Hakan Aytaç: 1989 yılında İstanbul’da doğdu. Aslen Trabzonludur. İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Bankacılık ve Finans bölümünü bitirdi, Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. “Yaratıcı Yazarlık Yöntemleri” üzerine eğitim aldı. Çeşitli gazete, dergi ve internet sitelerinde yazarlık ve editörlük yaptı. Levent Kırca’nın “Olacak O Kadar” programının skeç yazarları arasında yer aldı. Kent insanı ve kent yaşamı konularındaki yazılarıyla ödüller aldı. 2018 yılında yayımlanan “Tılsım: İstanbul” isimli bir romanı bulunmaktadır. Halen çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlanmakta olup hikâye, roman çalışmalarına devam etmektedir. Cafe-restoran işletmeciliği yapmaktadır. Evli ve ikiz çocuk babasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here