“Ana”nın üç yanı denizlerle çevrili, dört yanı hukuksuzluk kanunsuzluk çete, ayaklar baş başlar ayak olmuş, içerisi aydınlık dışarısı karanlık olmuş cehaletin iktidarında, insanların ömürleri çalınıyor, yıllar yıllara ulanıyor, adaletin cenazesi ortada kalmış, kimse kaldıramıyor, adaletin ölüsü çok fena kokuyor…
“Ana”nın her yanı derin, her bir yanı sığ, devlet adına insan öldürmekten pek kahraman pek muzaffer zatlar sarmış bütün köşe başlarını, vatanı kurtara kurtara kendilerinden başka kimseye yaşayacak vatan bırakmamışlar, Tevfik Fikret’in “Sis”inden beter ortalık, hiçbir şey görünmüyor, aydınlığa geçit vermeyen “ak” bir karanlıktan, adalete geçit vermeyen “ak” bir barbarlıktan başka…
Vatan için insan öldürenler millet için memleketi soyanlarla elele vermişler milyonlarca insanı bilinmez bir geleceğe sürüklüyorlar, milyonlarca insan ayaklansa devrilip gidecekler oysa…
Televizyon ekranlarında hiç durmadan akan reklâmlardan “başka” bir ülke geçiyor, diziler sıralanıyor ardarda, sanırsınız hiç yoksul yok memlekette, sanırsınız herkes yalılarda köşklerde yaşıyor, açlık sınırından söz etmiyor kimse, tokluk sınırından zaten söz eden yok, tıksırıncaya kadar yemeye devam ediyor efendiler, sıra haberlere geldi mi “kefenimizi giydik de çıktık bu yola” diyen gassallar olanca çirkinlikleriyle devreye giriyorlar, her gece aynı saatlerde, Gezi’nin güzel çocukları nasıl katledildiyse öyle katlediliyor güzelim Türkçe de, her gece her gece…
“Ana”da devlet mi mafyalaşmış, mafya mı devlet olmuş belli değil, Susurluk kazası sürmekte olan bir şey sanki, ülke o kamyonun altında kalmış da çıkarılamıyor sanki…
“Ana”nın emniyetinde yargısında medyasında hep MİT yenikleri, hazret önüne gelene giydiriyor kürsüde, o küfrettikçe alkışlar yükseliyor, o rakip gördüklerine taraftarlarını saldırttıkça, onları “bunlar daha senin iyi günlerin” diye tehdit ettikçe alkışlar kıyamet oluyor…
“Ana”yı yemişler bitirmişler, iktidarda kalmak adına her yolu mübah saymışlar çeteleşmişler, Allahla kandırmışlar bayrakla kandırmışlar…
“Ana”nın tenceresinin dibi kara, “Yavru”nun tenceresinin dibi “Ana”nınkinden kara…
Yuvarlanıp gidiyoruz buralarda, yargısı gaspedilmiş, dili bozulmuş, örgütleri, medyası, meclisi devre dışı bırakılmış bir “Ana”nın peşisıra…
Patlamış lâğımda Kutlu Adalı’nın katillerini arıyoruz, bu lâğımın sorumlularının Kutlu Adalı cinayetinin yeniden soruşturulmasına yeşil ışık yakmasını bekliyoruz, sözgelimi Tahir Elçi’nin katilleri ağızlarını açıp Adalı’ya dair iki güzel laf etseler, mesela “Aha Adalı’nın katili budur, alın yargılayın” deseler,
ya da “Adalı’nın katillerini yargılıyoruz” müjdesini verseler inanıp sevinçten havalara uçacağız….
Oysa “Ana”yı öldüren ne ise kim ise, odur öldüren “Yavru”yu da…
“Ana”nın üç yanı denizlerle çevrili, dört yanı hukuksuzluk kanunsuzluk çete ,“Yavru”nun dört yanı denizlerle çevrili, beş yanı hukuksuzluk adaletsizlik, on yanı mafya, yüz yanı yağma…
Ya birlikte kurtulacağız, ya da boğulup gideceğiz bu çirkef yatağında…
(29 Mayıs 2021/Avrupa)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here